вторник, 17 июля 2012 г.

Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri'ne açık mektup (Türkce)


Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri'ne açık mektup

Sayın Şeyh Nazım Hazretleri. Artık birkaç yıldır, ben Sizin konuşmalarınızı dikkatle izliyorum. Sizin Hz. İsa veya Hz. Mehdi hakkında söyledikleriniz herkes gibi beni de çok ilgilendiriyor.
Ben, Kur'an'ın batıni anlamlarını bilen Azeri Türk beylerindenim (beg) ve yazarı olduğum "Batıni-Kur'an" kitabında, makalelerimde Bâtın ilminin tam izahını verdim. Hz. İsa da, kaynaklarda Yahudi adlandırılan Hazar Türk beylerinden olduğu için, ben de bu konuyla yakından ilgileniyorum.
Siz, Mehdi'nin gelişinin 2012'de olacağını tam eminlikle bildiriyorsunuz ve insanlara onu arayıp bulmayı emrediyorsunuz. Mehdi'nin kimliğini bildirmeden, onun İstanbul'dan çıkacağını kaydediyorsunuz. Bu ise ona yol açıyor ki, her Müslüman kendisini Mehdi karakterinde görüyor.
Sayın Şeyh Nazım Hazretleri. Size bildirmek isterim ki, Rahman Allah gökteki Dünyayı (Cenneti) - Azerbaycan'ın Gilar Elinde yaratmıştır ve ahirette de bu Cenneti Azeri Türklerinin Gilar Beyine vereceğine yemin etmiştir. Hz. İsa da Allah'ın bâtınî sırlarını bilen Gilar beyidir.

Hz. İsa - Azeri Türklerinin Gilar Beyidir

  Mehdiyet ve ahiret konularını açmadan önce, bu ahirin öncesini, Mehdi'nin - kimin yerine geçmesini bilmek önemlidir. Çünkü bunlar sonuçtur ve bu sonucun sebebi olmalıdır. Bu sebep ise çok bilgelikle sembolleşdirilmişdir ve bu sembollerin dili de Bâtın bilimidir.
Batın (Ledün) ilmine göre, bütün dinler ve genellikle tüm gelişmeler bir yerden, eski Mısır yazıtlarında Geliopol, yani Gel şehri denilen şehirden başlamıştır. İşte burada Mısır'ın ilk firavunu Amon (pir Eman), sufizmin tarika yoluyla, sufilerin "Hu" adlandırdığı ana maddenin ilkelerini tam olarak idrak etmiş, sufi silsilenin bekâ seviyesine kalkarak, ana madde ile vahdet seviyesine yükselmiştir. Eski Mısır kaynaklarında firavun Amon'un, ana maddenin kanunlarının kavraması, ondan bilgi alması - "Allah'la sohbet" adlandırılıyor ve İslam'da bu, peygamberimizin mirâcı gibi kaydediliyor.
Ana maddenin ilkelerini tam olarak idrak eden pir Amon - bekâ, yani beglik düzeyinde, ana maddeden gökte Ra güneş diski yaratmış ve Kendisi fiziksel öldükten sonra, onun ruhu göğe kalkarak Ra güneşi ile birleşmiştir. Sufilerin “Hulûl” adlandırdıkları bu birleşme - "Allah'a kavuşma", "Allah'la vahdet" demektir. Sufizmde ve en eski dilçilikde, Hulûl [HLL] sembolü - Allah [LLH] sembolü ile aynı anlama geliyor. Bu ise, eski Mısır yazılarında Ra-Amon (Ra-Eman) adlandırılan Allahın - İslam'ın Rahman adlandırdığı tek Allah olması demektir. Demek ki, Müslümanlar Allah deyince - tüm hayatın temel müsebbibi olan, sufilerin "Hu" adlandırdığı ana madde ve ondan Ra güneş diski yaratarak, onunla birleşmiş firavun Amon'un ruhu tasavvur edilmelidir. Sufiler bu birleşmeyi "Vahdet el Vücud" da adlandırıyorlar. Eski kaynaklarda bu Allahyaratma olayı - teurqiya, pir Amon ve yardımcıları ise Allahyaradan teurqlar adlandırılıyorlar. Türk, Türkiye sözleri de işte "teurq" ve "teurqiya" sözlerinden oluşmuştur. Bu ise o demektir ki, tüm eski Mısır Tanrıları - bekâ, yani beglik (Bey) seviyesine yükselmiş türklerdir.
Daha sonra Rahman Allah ve onun yardımcıları olan teurqlar, yerde "başı göklere ulaşan" kale dikiyorlar ve teurqiya vasıtasıyla, kurban ruhlarından gökte bu kalenin karakterini yaratıyorlar. Eski Mısır kaynaklarında, yerde yaratılmış bu yapı - Aşağı Mısır, onun gökteki karakteri ise Yukarı Mısır adlandırılıyor. Tevrat'ta, yerdeki bu kale - Kenan (Knun), onun gökte yaratılmış karakteri ise Alban (Lbnun) gibi kaydediliyor. Bu yaratılış - dokuz bölümden oluşan tam bir kozmik sistemdir ve eski Mısır yazılarında bu Sistem toplam Atum Tanrısı adlandırılıyordu. Diğer kaynaklarda Adem adlandırılan Atum Tanrısını, Muhiddin İbn Arabi, El Gazali ve b. sufi dahileri de Allah olarak kabul ediyorlar. Çünkü, Rahman Allah Kendisi bu Sistemin düşünen ve yöneten parçasıdır. Demek ki, "Allah" derken – başlangıçı ve sonu olmayan ana madde ve bu ana maddeden oluşmuş Sistem, yani Adem tasavvur edilmelidir. Bu ise o demek oluyor ki, Rahman Allah dünyayı bu Sistem, yani Adem ile yönetiyor. Cennet de bu Sistemi'nin bir parçasıdır. Bu Sistem yaklaşık 5500 yıl önce Azerbaycan topraklarında yaratılmıştır ve kaynaklarda Mısır Allahlarının vatanı de İran dağlarının Azerbaycan olan kısmındadır. Hulûl [HLL] sembolünün sufizmde Gel-Eli [GL-L] gibi de okunuşu gösteriyor ki, Rahman Allah'ın yarattığı Sistem - eski Azerbaycan'ın Gel denilen şehrinde yaratılmıştır.
Adem'i yarattıktan ve Arş'a hakim olduktan sonra Rahman Allah, Kendisi'ne kulluk için Adem'in karakteri ve benzeri olan kutsallar soyunu, yani bizim bugün pir, seyyid, beg, şıh, mahtum ve b. adlandırdığımız seçilmişler neslini yaratıyor. Seyyid ve diğer kutsalların arzu ve isteklerinin gerçekleşmesi, mucizeler gösterme özellikleri de, onların Adem'in karakteri ile yaratılmasıyla ilgilidir. Sufizmde Adem - makrokosmos, kutsallar nesli ise mikrokosmos anlamında da gösteriliyor. Adi insanları ise bu seçilmişler nesli kendi elleriyle yaratmışlar.
Bütün bunlar bildiriyor ki, Din deyince Rahman Allah'ın yarattığı Atum Sistemi tasavvur edilmelidir. Allah'ın koyduğu yasalara itaat eden insan öldüğünde, onun ruhu, Allah'ın yarattığı bu cennete düşüyor ve orada ikinci hayata başlıyor. Eski Mısır yazılarına göre, bedenden çıkan ruha - Ba denir ve göğe kalktığında o Benu kuşuna dönüştürülüp, gökteki Ele (Vilayete) dahil oluyor. Eski kaynaklarda Benu kuşlarının gökyüzündeki Eli - "El-Benu" denir ve biz bu sembolü - Alban, Albaniya gibi tanıyoruz. Sufizmde El-Benu/Alban [L-BN] sembolü Nebi-Eli [NB-L] gibi de okunuyor ki, bu da "Peygamberler Eli" anlamındadır.
Demek ki, eski kaynaklarda - "Allah Dünyayı yarattı" deyince, yaşadığımız fiziksel dünya değil, Rahman Allah'ın gökte yarattığı bu Dokuzluk Sistem (Dokuz Oğuz) anlaşılmalıdır. Tevrat'ta da Allah'ın altı güne yarattığı “Dünya” - Rahman Allah'ın yarattığı bu Sistem anlamındadır. Fazlullah Astarabadinin "Cavidanname" eserine göre, Kabe, Darüs-Selam ve Beytü'l-Mukaddas - Adem'in vücudundadır. Muhammed peygamber ise, Tevrat'ta altı güne oluşturulan "Dünya"dır ve o ahirette yeniden oluşacakdır. Diğer sufi El Gazali de bu Kamil İnsanı - Muhammed peygamber olarak tasvir ediyor ve Uzay kuvvet sayıyor.
Biz gösterdik ki, "Dünyanın sonu" deyince, yaşadığımız fiziksel dünya değil, Rahman Allahının gökte yarattığı ve eski Mısır kaynaklarında Atum denilen Sistemden bahs ediliyor. Tevrat'a göre, ilk yaratılmış Sistem 5514 yıl mevcut olacak ve bu süre bittikten sonra, gökte yeni bir Sistem, yani yeni Adem oluşacak ki, onun ömrü de 2246 yıl olacaktır. Genellikle, Rahman ve Rahim Allah'ın Sistemlerinin 7760 yıl ömür sürmesi önceden belirlenmiştir.
Eski Mısır kaynaklarına göre, yeni oluşacak Atum Tanrısı da ilk yaratılmış Tanrının yerinde, yani Gel ilinde (Geliopolda) zuhur etmelidir. Tevrat'a göre, Allah yeni oluşacak bu Sistemi, yani Kenan (Knun) ve Albaniya (Lbnun) topraklarını - İbrahim, Yakup ve onların üremelerine vereceğine yemin etmiştir. Muhiddin İbn Arabi, El adlandırdığı bu İslam Dininin, Allah tarafından İbrahim ve Yakup oğullarına vasiyet edilmesini bildiriyor. Hıristiyan kaynaklarında ise, Yukarı ve Aşağı Mısır (Yukarı ve Aşağı Geliopol) anlamında olan Kenan ve Alban topraklarının, Gelar soyundan kimseye verilmesi kaydediliyor. Bu ise o demek oluyor ki, eski Mısır'ın Atum denilen kozmik Sistemi Azerbaycan'ın Gelar (Ra güneşinin Gel Eli) ilinde yaratılmıştır. Ahirette yeni oluşacak Atum Sistemi de burada yaşayan seçilmişlerden kimseye, yani Azeri Türk beylerinden bir kişiye ebedi verilecektir. Ben, "Kur'an'daki İsrailoğulları - Azeri Türk beyleridir" adlı makalemde, seçilmişler nesli olan asıl yahudilerin - Azeri Türk beyleri olmasını bilimsel olarak ispat ettim.
Batın ilminde seçilmiş deyince - "ilmine göre seçilmişler" öngörülüyor. İslam'da, ilmine göre seçilmişler - "Beyt el-ilm ve'l-marifet ve'l-hikmet", yani "bilim, bilgi ve hikmet Evi"nin üyesi anlamındadır ki, bu Ev de El-Beyttir. Eğer ilmine göre seçilmişler deyince, Kuran'ın gizli anlamlarını bilen bâtınilerin kastedildiğini dikkate alırsak, kabul ederiz ki, El-Beyt öyle eski Mısır kâhinlerinin ve nizarilerin Gel (Gelat/Qulat) Elidir.
Yahudi, Hıristiyan ve İslam kaynaklarında, bu ilde yaşayan Türk beyleri, her üç dinin kutsallar nesli sayılıyor. Eğer Yahudi ve Hıristiyanlarda bu Gel eli – Galile, Qalaat, Kolyada ve b. gibi yazılarak İsa peygamberin vatanı hesap ediliyorsa, İslamda bu Gel eli - Gelat (Qulat) gibi de yazılarak, Hz. Ali'nin bâtınî-nizarilerinin eli sayılıyor. Eski Mısır kaynaklarında Şu Allah'ı olarak kaydedilen ve "Allah'ın Ruhu" anlamına gelen Hıristiyanların İsa sembolü - Yahudilerde Yeşu, Müslümanlarda ise Şii olarak kalmıştır. Bu ise o demek oluyor ki, eski Mısır kaynaklarında Mehdi karakterinde gelecek Nuoziri Allah'ı - Yahudilerin Nazorey, Hıristiyanların Nasıralı (Nazaret) ve Müslümanların Nizar adlandırdığı Şii batinilerin Mehdisi'dir.
Diğer kaynaklarda peygamberlerin bu Gel [GL] eli - Gil [GL] ve Kleyto [KL-T] gibi de yazılarak Heraklius'un ve deniz Allah'ı Poseydonun Atlantis şahlarına uygulanıyor. Demek ki, İsa peygamberlerin nesli aynı zamanda eski dünyanın şahlarının neslidir.
Eski Mısır kaynaklarında Şu Allah'ı, Atum Tanrısı denilen Sistemin başlangıç ​​ve temel parçasıdır ki, onun gelişi ile tüm yaratılış Sistemi çalışmaya başlıyor. Eğer dikkate alırsak ki, sufizmde ve eski dilçilikde Mehdi [M(H)D] sembolü ile Adem [DM] sembolü eş anlamlı sembollerdir, kabul ederiz ki, Mehdi'nin gelişi - İsa peygamberin, yani Şii imamının gelişinden sonra olmalıdır. Bu zaman gökte yeni Atum Sistemi oluşacak ki, bundan sonraki zamanın sahibi, işte bu Adem ve onu yöneten İsa olacaktır.
Muhiddin İbn Arabi, Hz. Ali'nin yerine Hz. İsa'yı - "mutlak vilayetin mührü" adlandırıyor ve bununla da, İmamlık ve Hıristiyanlığın fonksiyonlarının örtüştüğünü bildiriyor. İbn Arabî, "Varis" deyince İsa'yı ve onun karakterlerini öngörüyor. Kuran'a göre, Allah Adem'den sonra sadece İsa peygamberi "Ol" emriyle yaratmıştır. Eğer dikkate alırsak, Ali [L] sembolü gökte oluşturulacak El (Vilayet), İsa ise Ruh anlamındadır, kabul ederiz ki, gökteki El [L] denilen Atum Sistemi, oraya düşen Ruh'tan sonra canlanacak. Albaniyanın da kaynaklarda Alû [L] adlandırılması ve Gelar beylerinden kimseye verilmesi, Yukarı Mısır'ın taht-taci'nin (Cennetin) önceden, bâtınî sırları bilen Türk beyine verilmesi demektir.
Tüm bunlardan çıkan sonuça göre, beklenen Hz. İsa, yani Allah Ruhu - kaynaklarda Gel, Gelat, şimdi ise Gelar denilen mekanda yaşayan Türk beylerinin temsilcisinde zuhur edecektir.  Eski kaynaklarda Gilar adı - "Ölüp-dirilen Allah"ın (Osiris, Attis, Adonis, Tammuz, Kibela vb.) bayramına deyiliyordu. Hz. İsa'nın da "Ölüp-dirilen Allah" karakterine olmasını dikkate alırsak, kabul ederiz ki, "Ölüp-dirilen Allah" deyince, eski Mısır'da Atum denilen Sistemin ahirette yok olması ve onun yerine ikinci Atum Sistemi'nin kurulması tasavvur edilmelidir.
Sayın, Şeyh Nazım Hazretleri. Ben bütün bunları onun için yazdım ki, Siz, Hz. İsa hakkında batınilerin görüşlerini bilesiniz ve yanlış sözler söylemeyesiniz. Sizin gibi onurlu yaşam yolu geçmiş bir insanın, ömrünün bilgelik çağında yanlış yapması, onun tüm hayatına gölge düşürebilir.
Bütün bunlar hakkında daha net bilgiler ve kesin olgular, yazarı olduğum "Batıni-Kur'an" kitabı ve makalelerimde verilmiştir.
Makale Azerice'den Türkçe'ye Google aracılığıyla tercüme edilmiştir.


Firudin Gilar Beg



Комментариев нет:

Отправить комментарий