четверг, 26 июля 2012 г.

Ramazan hakkında bilmediğimiz sırlar (Türkce)


İslam'ın önemli amellerinden biri de oruçluktur. Oruç hakkında çeşitli fikirler mevcuttur ki, biz bu amelin bâtınî, yani gizli anlamlarını inceleyeceğiz.
Oruçluğun ana fikri - güneşin çıktığı zamandan battığı süre için yemekten, içmekten imtinadır. Kuran'a göre, oruçluğun Kadir gecesinde Kur'an nazil olmuştur. O gece melekler ve Ruh yere iner ve O gece tan yerinin ağarmasına kadar Selam vardır. Zahiri anlamda bu fikirlerin olağanüstü hiçbir anlamı yoktur ve insanlar bunu Kuran kitabının yere gönderilmesi ve b. gibi kabul ediyorlar. Fakat batıni anlamda bu fikirler çok derin Ledün ilmin sembolleridir. Ledün (Sufizm, Batın, Tevil ve b.) ilminin anlaşılmazlığını ve zor idrak edilmesini dikkate alarak okuyucularımıza tavsiye ediyoruz ki, Muhittin İbn Arabi, El Gazali, Eşari, Nesefi ve b. gibi sufilerin eserlerinden haberi olmayanlar bu makaleyi tartışmakdan sakınsınlar.
Bilindiği gibi, Kadir gecesini "İhya" gecesi de adlandırıyorlar ve sufiler bu sembolü "Hayy" - hayat vermek, yaratmak, diriltmek ve b. anlamlarda kabul ediyorlar. Kadir sembolü de "kudret" olarak kabul ediliyor ve genellikle bu semboller - belli bir şeye hayat verilmesi, onun kudretli edilmesi anlamındadır.
Her sessiz harfin bir sembol olduğu sufizmde Kadir [KDR], Kudret [KDRT] sembolleri hayatla ilgili Hıdır [HDR], Hadarat [HDRT] sembolleri ile aynı anlamlıdır. Hıdır (Hızır) sembolü ölümsüzlüğe kavuşmuş kutsal anlamındadır ve kaynaklarda, yaşam simgesi olan yeşil renkle ilişkilendiriliyor. Aynı kökten olan Hadarat (Hadra) simgesini ise ünlü sufi Muhittin İbn Arabî "Füsus ül Hikem" kitabında "hazırlayan" gibi manalandırmış, onu kadın sembolünde gösteriyor ve Allah'ın, insan karakterinde yarattığı varlık gibi kaydediyor. Bir başka deyişle, İbn Arabî, Hadarat simgesi altında, yeryüzünü kuşatan kozmik insanın kadın karakterini öngörüyor ki, eski Mısır kaynaklarında bu sembol Hator (Hathor) gibi biliniyor.
Kaynaklarda Hator [HTR] tanrıçası - hayat ağacı ve ölüm şahlığı ile ilişkilendirilerek, kadın karakterinde gösteriliyor ve çizimlerde o ölenlerin ruhlarına yemek veriyor. Genellikle bu karakter, eski Mısır'da Atum adlanan kozmik insanın karakteridir. Metinlerde Hator aynı zamanda Amit [MT] de adlandırılıyor ki, bu sembol de onun Atum [TM] Tanrısı ile aynı olması anlamındadır. Demek ki, Kadir gecesi - eski Mısır'da, toplam Atum denilen ve dokuz üremeden oluşan kozmik Sistemin yaratılışının gecesidir.
Eski Mısır yazılarına göre, Hatorun Kor (Hor, Horus) adlı oğlu vardır ve kaynaklarda Hator sembolü "Korun (Hor) Evi" anlamına da geliyor («Древний Восток», сборник 2, M., 1980, sayf.92). Rivayetlere göre, Güneş Tanrısı sayılan Kor ahirette gelip, ölmüş babası Oziri/Usiri, yani Osiris Tanrısını diriltiyor. Kur'an da - Karaa [KR], yani Kor [KR] simgesi ile aynı anlamlıdır. Demek ki, Kur'an'ın Kadir gecesi indirilmesi, Hatorun oğlu Korun gelişi anlamında kabul edilebilir.
Kor (Hor/Horus) sembolü sufizmde - "Hu" ana maddeden (efir) yaratılmış Ra güneş diski "(H+R) anlamına geliyor. Ünlü sufi Aziz Nesefi (XIII yy), kendisinin "Zübdetül Hakaik" eserinde ana maddeni aynı zamanda ruh, akıl, kelam, Levhi Mahfuz ve b. adlandırıyor. Demek ki, Kor sembolü - ilk akıl, ilahi bilgelik ve b. anlamındadır ve Kur'an'ın indirilmesi de - "Konuşan Kur'an" anlamında olan Ali karakterinin, yani Kur'an kitapının tecessümü olan ve eski sırları bilen Mehdi'nin gelişi demektir. Kor sembolünün kaynaklarda Horus [HRS] gibi yazılışı ve bu sembolün Hris [HRS] simgesi ile aynılığı onu demeye esas veriyor ki, Kor Tanrı'sı ahirette beklediğimiz İisus Hristos, yani İsa peygamber anlamındadır. Muhittin İbn Arabi, imam Ali'nin yerine İsa'yı - "Mutlak Vilayetin Mührü" gibi takdim ediyor ve böylece, bu karakterlerin aynılığına işaret ediyor (Анри Корбен, «История исламской философии», sayt: http://ruh.kz/blog/anri-korben-istoriya-islamskoi-filosofii). Bu ise o anlama geliyor ki, Hıristiyanların İsa, Müslümanların ise on ikinci imamı, ahirette beklediğimiz Kor Tanrısı'nın karakterleridir.
Hadislere göre, Kuran - Kadir gecesi Levhi Mahfuzdan indirilmiştir. Levhi Mahfuz – eski Misir Allahı Ra-Amonun önceden olacakları belirlediği yazıdır. Mısır kaynaklarına göre bu levha - İunu, yani Geliopol şehrinde saklanıyor ve onu Bennu adlı "Kuş" (Ra-Amon Allah'ın Ruhu) koruyor (Е.А.Уоллис Бадж, «Египетская книга мёртвых», М-СПб., Ексмо, 2005, sayf.379).
Hıristiyan kaynaklarında İunu [N] adı Ani (On/No) [N] gibi, Gel [GL] şehri ise Gelarküni [GL-RKN] gibi kaydediliyor ve bu kent Türk beylerinin Yafet-Eren soyuna ait ediliyor. Eski Mısır kaynaklarında Yafet-Eren [FT-RN] nesli - İri-Pati [R-PT], An-rut-f [NR-TF] ve b. gibi yazılıyordu ve Kor fironlarının nesli sayılıyordu (Д. Рол. «Генезис цивилизации. Откуда мы произошли…», Эксмо, M., 2002, sayf.388,389).  Eski Mısır yazılarına göre, bu Gel şehrinde firavun Amon "Dünya"yı ve Adem'i yaratmıştır. Tarihçi M. Horenatsi ise Gel, Gelarküni simgesini aynı zamanda Karnı [KRN] adlandırıyor ve bu sembolü biz Kur'an [KRN] olarak da okuyabiliriz (M. Xorenatsi, kitab 1, böl.12). Bu ise o demektir ki, Levhi Mahfuzdan indirilmiş Kur'an, öyle Karni, yani Türk beylerinin Gelar şehrinden çıkacak Kor fironlarının temsilcisidir.
Ben "Batıni-Kur'an" kitabında gösterdim ki, Allah'ın iradesinin maddileşmesi, Levhi Mahfuz yazılarına uygun gerçekleşiyor ve bu yaratılış serisi eski Mısır kaynaklarında, neoplatonçu Plotinde ve El Gazalide aynı şekilde gösteriliyor. Gazali'ye göre de, Allah'ın emri Melekler alemiyle (Meleküt - Cennet), emrin ruhla teması, yani aklın maddileşmesi Ceberûtla ve orada bulunan Levhi Mehfuzla, maddileşmenin hayata geçmesi ise Mülkle (Ra-Amon Allahın Mülkü – Geliopol) ilişkilidir (Аль-Газали, «Эликсир Счастья», sayt: http://www.abkhazia-islam.ru/articles/knigi/alhimiya_schast_ya.html). Böyle anlaşılıyor ki, Kur'ân'ın Levhi Mahfuzdan indirilmesi deyince, Kuran kitabının değil, bu kitapta yazılanların gerçek manasını bilenin, yani insan şahsında "Konuşan Kuran'ın" zuhur etmesi anlaşılmalıdır. Bu Kur'ân (Karaa) ise, eski Mısır'da Mehdi karakterinde gösterilen Kor Tanrısı'dır ve o geldikten sonra Oziri/Usiri (Osiris) Tanrısını diriltiyor ve bununla da gökte ikinci Atum Sistemi oluşuyor.
Kur'an-ı Kerim ise peygamberin kalbine Ruhul-Emin tarafından, yani Mısır'ın ilk piri olan Emin'in (firavun Amon) gökteki Ruhu tarafından vahiy gibi gönderilmiştir (Kur'an, 26:192-194). Bunun Levhi Mahfuzla ilgisi yoktur. Üstelik, Kur'an bir günde değil, uzun sürede indirilmiştir ve b.
İslam'da Atum [TM] sembolü Adem [DM] gibi bilinmektedir ve Tevrat'a göre Adem yaratıldığında kozmik boyutlu, yani dünyanın bir ucundan diğer ucuna kadar olmuştu (Библия, Втор. 4:32). Fazlullah Astarabadinin "Cavidanname" kitabına göre, Beytü'l-Mukaddes, Darüs-Selam ve Kâbe - Adem'in vücudundadır. Muhammed peygamber ise, Tevrat'ta “altı güne oluşturulan Dünya” anlamındadır ve o ahirette yeniden oluşacaktır.
Darüs-Selam sembolü - İslam ülkesi, İslam evi ve b. anlamda huzur evini, cenneti bildiriyor. Beytü'l-Mukaddes simgesi ise Yeruselim şehridir ve kaynaklarda o Ur-Selim olarak da yazılıyor. Buradaki Selim [SLM] simgesi ise İslam [SLM] simgesi ile aynı anlamlıdır. Aziz Nesefi, Şihabettin Sühraverdi ve b. ünlü sufilere ve Yeni Ahit'e göre, Yeruselim, yani Selim şehri deyince, yerdeki ve gökteki Selim şehri öngörülüyor (Библия, Откр.21-2,22,23, 3-12). Yeruselim şehrini cinlerin dikmesini dikkate alırsak, Selim/İslam şehrinin gökte yaratılmış Cennet anlamında olmasını kabul ederiz. Demek ki, Kur'an'da: "O gece, tan yerinin ağarmasına kadar Selam vardır" ifadesi altında - "O gece, tan yeri ağarıncaya kadar gökte Selim/İslam dünyası (Cennet) yaratılmıştır" görüşü anlaşılmalıdır.
Sufizmde "Şehri Ramazan" deyince, aynı zamanda Ramazan şehri tasavvur ediliyor. Ramazan (Ramadan) sözünün kökü Ram [RM] kelimesidir ki, bu da Kuran'da "sütunlar şehri" olarak kaydedilen İrem [RM] anlamındadır. Kaynaklara göre İrem (İrem Zât el-İmad) şehrini de cinler dikmişler ve o göktedir. Eski Mısır kaynaklarında ise gökte yaratılmış bu cennet Abtu (Beyt), Taur (Daire/Deyr) ve Geb (Gayb) olarak yazılıyor ve bunlar da Atum adlı Sistemin parçalarıdır. Bu ise onu bildiriyor ki, Fazlullah Astarabadinin Beytü'l-Mukaddes, Darüs-Selam ve Kâbe'yi - Adem'in vücudunda kaydetmesi hiç de rasgele değildir ve bu gerçekten de böyledir.
Astarabadiye göre, Muhammed peygamber - Tevrat'ta altı güne oluşturulan "Dünya" anlamındadır ve o ahirette yeniden oluşacaktır. Ahirette Muhammed peygamberin insanlara şefaat edeceği, onlarla havuz yanında görüşeceği hakkında hadislerde de bilgiler var. On dokuzuncu yüzyılda Polonya manastırında bulunmuş "Yanıçarın yazıları"nda ise Muhammed peygamber ahiret gününde dirilecek insan gibi kaydediliyor. Bu ise o demektir ki, Muhammed peygamber Mısır'ın "ölüp dirilen" Oziri/Usiri, yani Osiris Tanrısı'nın karakteridir.
Batın (Ledün) ilminde "Allah'tan başka İlah yoktur, Muhammed onun Resulüdür" şehadetinin daha derin anlamları vardır. Batınilikde Resul [RS-L] sembolü İsrail [SR-L] sembolü ile aynı anlamlıdır ve "Usiri-El", yani "Osiris Tanrısı'nın Eli" anlamındadır. Bu ise onu bildiriyor ki, "Resulullah" ifadesi - "Allah'ın gökteki Osiris Eli" görüşünü ifade ediyor. Demek ki, "Allah'tan başka İlah yoktur ve Muhammed onun Resulüdür" ifadesi Ledün ilminde şu anlama da gelir: "Ana maddeden başka hayat veren enerji yoktur, Muhammed - ondan yaranmış gökteki Osiris-Elidir (Ruhlar dünyasıdır)". Ahmed [H-MD] sembolünün batınilikde Adem-Hu [DM-H] gibi okunuşunu da dikkate alırsak, bu ifadeyi - "Allah-Adem, ondan oluşmuş Osiris Elidir" gibi de okuya biliriz. Muhittin İbn Arabî de Adem'e Allah diyor. Demek ki, Muhammed peygamber Allah'ın karakteridir. Müslümanların - "Ya Allah, ya Muhammed, ya Ali" deyiminde Allahdan sonra Muhammed peygamberi yardıma çağırması, onun gerçekten Allah rolünde olması demektir.
Tüm bunlar onu demeye esas veriyor ki, Astarabadinin Muhammed peygamberi "Dünya" gibi sunması hiç de tesadüf değildir. Muhammed peygamber - gökte yaratılmış Ruhlar dünyasının (El) karakteridir ve Kadir gecesi de bu Ruhlar dünyasının yaranışının bayramıdır. İran kaynaklarında arileri (Eren) kudretli eden "Raman" [RMN] Dünyasından konuşuluyor ki, bu da Ra-Amon [RMN] Tanrısı'nın gökte yarattığı Ruhlar (melekût) Dünyası anlamındadır («История Иранского государства и культуры», М., 1971, sayf. 305).
Ramazan bayramı müddetinde insanların oruç tutması da, Mısır firavunu (pir) Amon'un, gökteki Güneş yıldızına benzer Ra diski yaratması için geçirdiği teurqiya ayini ile ilgilidir. Teurqiya, yani Allahyatarma töreni esnasında teurq, Güneşin görüldüğü zamandan battığı zamanadek yemek yememiştir ve "qomeopatik büyü"nün "benzer benzeri yaratır" ilkesi ile, kendini gökteki Güneş yıldızına benzetmiştir. Böylece, pir Amon gökte Ra güneş diski yaratmış, kendisi fiziksel öldükten sonra, Ruhu göğe kalkarak bu Ra diski ile birleşmiş ve Ra-Amon (İslam'da Rahman) Allah'ına dönüşmüştür. Ra Güneş sembolünün Kor sembolü ile aynı anlam vermesini dikkate alırsak, kabul ederiz ki, ahirette gelecek Kor Tanrısı, ilk oluşmuş Ra Güneş Tanrısının (Ra-Amon) yolunu tekrarlayacaktır. Bununla da gökte yeni Atum Sistemi ve onu yöneten Kor Güneş Tanrısı yaranacaktır.
Bütün bunlardan çıkan sonuça göre, Ramazan Bayramı, gökte Cennet anlamında olan Ruhlar dünyasının ve bu dünyayı yöneten Ra (Kor) Tanrısı'nın yaratılışının bayramıdır. O gece meleklerin ve Ruh'un da yere inmesi o demektir ki, burada ahiretden bahs ediliyor. Çünkü sadece ahirette bütün melekler ve Ra-Amon Allah'ın Ruhu yerde ahiret mahkemesi kurmak için gelecekler.
Bunlar hakkında daha geniş bilgi ve kesin olgular, yazarı olduğum "Batıni-Kur'an" kitabında verilmiştir.
Makale Azerice'den Türkçe'ye Google aracılığıyla tercüme edilmiştir.

Firudin Gilar Beg

Ramazan haqqında bilmədiklərimiz


İslamın vacib əməllərindən biri də orucluqdur. Orucluq haqqında müxtəlif fikirlər mövcuddur ki, biz bu əməlin batini, yəni gizli mənalarını araşdıracağıq.           
Orucluğun əsas ideyası – günəşin çıxdığı zamandan batdığı zamanadək yeməkdən, içməkdən imtinadır. Qurana görə, orucluğun Qədr gecəsində Quran nazil olmuşdur. O gecə mələklər və Ruh yerə enər və O gecə dan yerinin ağarmasına qədər Salam vardır. Zahiri anlamda bu fikirlərin qeyri-adi heç bir mənası yoxdur və insanlar bunu Quran kitabının yerə göndərilməsi və s. kimi qəbul edirlər. Lakin batini anlamda bu fikirlər çox dərin Ledun elmin rəmzləridir. Ledun (Sufizm, Batin, Təvil və s.) elminin mürəkkəbliyini və çətin dərk olunmasını nəzərə alaraq oxucularımıza məsləhət görərdik ki, Mühiddin İbn Ərəbi, Əl Qəzali, Əşari, Nəsəfi və s. kimi sufilərin əsərlərindən xəbəri olmayanlar bu məqaləni müzakirə etməkdən çəkinsinlər.
Bildiyimiz kimi, Qədr gecəsini “Əhya” gecəsi də adlandırırlar ki, sufilər bu rəmzi “həyya” - həyat vermək, yaratmaq, diriltmək və s. kimi qəbul edirlər. Qədr rəmzi də “qüdrət” kimi qəbul olunur və ümumilikdə bu rəmzlər – müəyyən bir şeyə həyat verilməsi, onun qüdrətli edilməsi mənasındadır.
Hər bir samitin bir rəmz olduğu sufizmdə Qədr [QDR], Qüdrət [QDRT] rəmzləri həyatla bağlı olan Xıdır [XDR], Xadarat [XDRT] rəmzləri ilə eyni mənalıdır. Xıdır rəmzi ölümsüzlüyə qovuşmuş müqəddəs mənasındadır və mənbələrdə, həyat rəmzi olan yaşıl rəmzlə əlaqələndirilir. Eyni kökdən olan Xadarat (Xadra) rəmzini isə məşhur sufi Mühiddin İbn Ərəbi “Füsus ül Hikəm” kitabında “hazırlayan” kimi mənalandırıb, onu qadın rəmzində göstərir və Allahın, insan obrazında yaratdığı varlıq kimi qeyd edir. Başqa cür desək, İbn Ərəbi, Xadarat rəmzi altında, yer kürəsini əhatə edən kosmik insanın qadın obrazını nəzərdə tutur ki, qədim Misir mənbələrində bu rəmz Xator kimi qeyd olunurdu.
Mənbələrdə Xator [XTR] İlahəsi - həyat ağacı və ölüm şahlığı ilə assosiasiya olunaraq, qadın obrazında göstərilir və rəsmlərdə o ölənlərin Ruhlarına yeməli şeylər verir. Ümumilikdə götürdükdə bu obraz, qədim Misirdə Atum adlandırılan kosmik insanın obrazıdır. Mətnlərdə Xator eyni zamanda Amit [MT] də adlandırılır ki, bu rəmz də onun Atum [TM] Allahı ilə eyniliyi deməkdir. Bu isə onu bildirir ki, Qədr gecəsi, qədim Misirdə, ümumilikdə Atum adlanan və doqquz törənişdən ibarət olan kosmik Sistemin yaradılışının gecəsidir.
Qədim Misir yazılarına görə, Xatorun Qor adlı oğlu vardır və mənbələrdə Xator rəmzi “Qorun Evi” mənasını da verir («Древний Восток», сборник 2, M., 1980, səh.92). Rəvayətlərə görə, Günəş Allahı sayılan Qor axirətdə gəlib, ölmüş atası Oziri/Usiri, yəni Osiris Allahını diriltməlidir. Əgər nəzərə alsaq ki, Quran da Qərəə [QR], yəni Qor [QR] rəmzi ilə eyni mənalıdır, razılaşarıq ki, Quranın Qədr gecəsi endirilməsi, Xatorun oğlu Qorun gəlişi mənasında qəbul oluna bilər.
Qor (Hor/Horos) rəmzi sufizmdə - “Hu” ilkin materiyasından yaradılmış Ra günəş diski” (H+R) fikrini ifadə edir. Məhşur sufi Əziz Əd-din Nəsəfi (XIII əsr), özünün “Zübdetül Hakaik” əsərində ilkin materiyanı eyni zamanda ruh, ağıl, kəlam, Lövhi-Məhfuz və s. adlandırır. Deməli, Qor rəmzi - ilkin ağıl, ilahi müdriklik və s. mənasındadır və Quranın nazil edilməsi də - “Danışan Quran” mənasında olan Əli obrazının, yəni Quran kitabının təcəssümü olan və qədim sirləri bilən Mehdinin gəlişi deməkdir. Qor rəmzinin mənbələrdə Xoros [XRS] kimi yazılışı, bu rəmzin isə Xris [XRS] rəmzi ilə eyniliyi onu deməyə əsas verir ki, Qor Allahı eyni zamanda axirətdə gəlməli olan İisus Xristos, yəni İsa peyğəmbər mənasındadır. Mühiddin İbn Ərəbi, İmam Əlinin əvəzinə İsanı – “Mütləq Vilayətin Möhürü” adlandırır və bununla da, bu obrazların eyniliyinə işarə edir (Анри Корбен, «История исламской философии», Sayt: http://ruh.kz/blog/anri-korben-istoriya-islamskoi-filosofii). Bu isə o deməkdir ki, xristianların İsa, müsəlmanların isə on ikinci İmamı, axirətdə gəlməli olan Qor Allahının obrazlarıdır.
Hədislərə görə, Quran - Qədr gecəsi Lövhi Məhfuzdan endirilmişdir. Lövhi Məhfuz – Qədim Misir Allahı olan Ra-Amonun əvvəlcədən olacaqları müəyyənləşdirdiyi yazıdır. Misir mətnlərinə görə, mühafizə olunan bu lövhə - İunu, yəni Geliopol şəhərindədir və onu Bennu adlı “Quş” (Ra-Amon Allahın Ruhu) qoruyur (Е.А.Уоллис Бадж, «Египетская книга мёртвых», М-СПб., Ексмо, 2005, səh. 379).
Xristian mənbələrində İunu [N] adı Ani (On/No) [N] kimi, Gel [GL] şəhəri isə Gelarküni [GL-RKN] kimi məlumdur və bu şəhər türk bəylərinin Yafət-Ərən nəslinə aid edilir. Qədim Misir mənbələrində Yafət-Ərən [FT-RN] nəsli - İri-Pati [R-PT], An-rut-f [NR-TF] və s. kimi yazılırdı və Qor fironlarının nəsli hesab olunurdu (Д. Рол. «Генезис цивилизации. Откуда мы произошли…», Эксмо, M., 2002, səh.388,389). Qədim Misir yazılarına görə, məhz bu Gel şəhərində firon Amon “Dünya”nı və Adəmi yaratmışdır. Tarixçi M. Xorenatsi isə Gel, Gelarküni rəmzini eyni zamanda Qarni [QRN] adlandırır və bu rəmzi biz Quran [QRN] kimi də oxuya bilərik (M. Xorenatsi, kitab 1, böl. 12). Bu isə o deməkdir ki, Lövhi Məhfizdan endirilmiş Quran, elə Qarni, yəni Gelar şəhərindən çıxmış Qor fironlarının nümayəndəsidir.
Mən “Batini-Quran” kitabında göstərmişəm ki, Allahın iradəsinin materiallaşması Lövhi Məhfuzda yazılanlara uyğun baş verir və bu yaradılış ardıcıllığı qədim Misir mənbələrində, neoplatonçu Plotində və Əl Qəzalidə eyni formada göstərilir. Qəzaliyə görə də, Allahın əmri Mələkütlə (Mələklər aləmi – Cənnət), əmrin ruhla təması, yəni ağılın materiallaşması Cəbərut və orada olan Lövhi Məhfuzla, materiallaşmanın həyata keçməsi isə Mülklə (Ra-Amon Allahının mülkü – Geliopol) bağlıdır (Аль-Газали, «Эликсир Счастья», sayt: http://www.abkhazia-islam.ru/articles/knigi/alhimiya_schast_ya.html). Belə çıxır ki, Quranın Lövhi-Məhfuzdan endirilməsi dedikdə, Quran kitabının yox, bu kitabda yazılanların həqiqi mənasını bilənin, yəni insan simasında “Danışan Quranın” zühur etməsi başa düşünülməlidir. Bu Quran (Qərəə) isə, qədim Misirdə Mehdi obrazında göstərilən Qor Allahıdır və o gəldikdən sonra Oziri/Usiri (Osiris) Allahını dirildir və bununla da göydə ikinci Atum Sistemi yaranır.
Qurani-Kərim isə peyğəmbərin ürəyinə Ruhul-Əmin tərəfindən, yəni qədim Misirin ilk piri olan Əminin (Amon) göydəki Ruhu tərəfindən vəhy kimi göndərilmişdir (Quran, 26:192-194). Bunun Lövhi Məhfuza aidiyyəti yoxdur. İkincisi, Quran-Kərim bir gündə yox, uzun müddətdə endirilmişdir və s.
İslamda Atum [TM] rəmzi Adəm [DM] kimi məlumdur və Tövrata görə Adəm yaradılanda kosmik ölçülü, yəni  dünyanın o başından bu başına qədər olmuşdu (Библия, Втор. 4:32). Fəzlullah Astarabadinin “Cavidannamə” kitabına görə, Beytül-Müqəddəs, Darüs-Səlam və Kəbə - Adəmin bədənindədir. Məhəmməd peyğəmbər isə, Tövratda altı günə yaradılan ”Dünya” mənasındadır və o axirətdə yenidən yaranacaqdır.
Darüs-Səlam rəmzi – İslam ərazisi, İslam evi və s. mənasında dinclik evi, cənnəti bildirir. Beytül-Müqəddəs rəmzi isə Yerusəlim şəhəridir ki, mənbələrdə o Ur-Səlim kimi də yazılır. Buradakı Səlim [SLM] rəmzi isə İslam [SLM] rəmzi ilə eyni mənalıdır. Əziz Əd-din Nəsəfi, Şihabəddin Sühravərdi və s. kimi məşhur sufilərə və Əhdi-Cədidə görə, Yerusəlim, yəni Səlim şəhəri dedikdə, yerdəki və göydəki Səlim şəhəri nəzərdə tutulur (Библия, Откр.21-2,22,23, 3-12). Əgər nəzərə alsaq ki, Yerusəlim şəhərini cinlər tikmişlər, razılaşarıq ki, Səlim/İslam şəhəri - göydə yaradılmış cənnət mənasındadır. Bu isə o deməkdir ki, Quranda: “O gecə dan yerinin ağarmasına qədər Salam vardır” ifadəsi altında – “O gecə, dan yeri ağarana qədər göydə Səlim/İslam dünyası (Cənnət) yaradılmışdır” fikri nəzərdə tutulmalıdır.
Sufizmdə “Şəhri Ramazan” dedikdə, eyni zamanda Ramazan şəhəri nəzərdə tutulur. Ramazan (Ramadan) sözünün kökü Ram [RM] kəlməsidir ki, bu da Quranda “sütunlar şəhəri” kimi qeyd olunan İrəm [RM] mənasındadır. Mənbələrə görə İrəm (İrəm Zat əl-İmad) şəhərini də cinlər tikmişlər və o göydə yerləşir. Qədim Misir mənbələrində isə göydə yaradılmış bu cənnət ümumilikdə Abtu (Beyt), Taur (Dairə/Deyr) və Qeb (Qeyb) kimi yazılır ki, bunlar da Atum adlı Sistemin hissələridir. Bu isə onu bildirir ki, Fəzlullah Astarabadinin Beytül-Müqəddəs, Darüs-Səlam və Kəbəni - Adəmin bədənində qeyd etməsi heç də təsadüfi deyildir və bu həqiqətən də belədir.
Astarabadiyə görə, Məhəmməd peyğəmbər - Tövratda altı günə yaradılan ”Dünya” mənasındadır və o axirətdə yenidən yaranacaqdır. Axirətdə Məhəmməd peyğəmbərin insanlara şəfaət edəcəyi, onlarla hovuz yanında görüşəcəyi və s. haqqında hədislərdə də məlumatlar var. On doqquzuncu əsrdə Polşa monastırında tapılmış “Yanıçarın yazıları”nda isə Məhəmməd peyğəmbər axirət günündə diriləcək insan kimi qeyd olunur. Bu isə o deməkdir ki, Məhəmməd peyğəmbər qədim Misirin “ölüb-dirilən” Oziri/Usiri, yəni Osiris Allahının obrazıdır.
Batin (Ledun) elmində “Allahdan başqa İlahi yoxdur, Məhəmməd onun Rəsuludur” şəhadəti daha dərin mənalara malikdir. Batinilikdə Rəsul [RS-L] rəmzi İsrail [SR-L] rəmzi ilə eyni mənalıdır və “Usiri-El”, yəni “Osiris Allahının eli” mənasındadır. Bu isə onu bildirir ki, “Rəsulullah” ifadəsi – “Allahın göydəki Osiris Eli” fikrini ifadə edir. Deməli, “Allahdan başqa İlahi yoxdur və Məhəmməd onun Rəsuludur” ifadəsi Ledun elmində bu mənanı da verir: “İlkin materiyadan başqa həyat verən enerji yoxdur, Məhəmməd - ondan yaranmış göydəki Osiris-Elidir (Ruhlar dünyasıdır)”. Əhməd [H-MD] rəmzinin batinilikdə Adəm-Hu [DM-H] kimi oxunuşunu da nəzərə alsaq, bu ifadəni – “Allah-Adəm, ondan yaranmış Osiris Elidir” kimi də oxuya bilərik. Əgər nəzərə alsaq ki, Mühiddin İbn Ərəbi də Adəmi Allah adlandırır, razılaşarıq ki, Məhəmməd peyğəmbər Allahın obrazıdır. Müsəlmanların – “Ya Allah, ya Məhəmməd, ya Əli” deyimində Allahdan sonra Məhəmməd peyğəmbəri köməyə çağırması, onun həqiqətən Allah rolunda olması deməkdir.
Bütün bunlar onu deməyə əsas verir ki, Astarabadinin Məhəmməd peyğəmbəri “Dünya” kimi təqdim etməsi heç də təsadüfi deyildir. Məhəmməd peyğəmbər – göydə yaradılmış Ruhlar dünyasının (El) obrazıdır və Qədr gecəsi də bu Ruhlar dünyasının yaranışının bayramıdır. İran mənbələrində ariləri (ərən) qüdrətli edən “Raman” [RMN] Dünyasından danışılır ki, bu da Ra-Amon [RMN] Allahının göydə yaratdığı Ruhlar (Mələküt) Dünyası mənasındadır («История Иранского государства и културы», М., 1971, səh. 305).
Ramazan bayramı müddətində insanların oruc tutması da, Misir fironu (pir) Amonun, göydəki Günəş ulduzuna bənzər Ra diski yaratması üçün keçirdiyi teurqiya ayini ilə bağlıdır. Teurqiya, yəni Allahyatarma törəni zamanı teurq, Günəşin göründüyü zamandan batdığı zamanadak yemək qəbul etməmişdir və “qomeopatik maqiya”nın “bənzər bənzər yaradar” qanunu vasitəsilə, özünü göydəki Günəş ulduzuna bənzətmişdir. Beləliklə, pir Amon göydə Ra günəş diski yaratmış, özü fiziki öldükdən sonra, Ruhu göyə qalxaraq bu Ra diski ilə birləşmiş və Ra-Amon (İslamda Rəhman) Allahına çevrilmişdir. Ra Günəş rəmzinin Qor rəmzi ilə eyni məna verməsini nəzərə alsaq, qəbul edərik ki, axirətdə gələcək Qor Allahı, ilk yaranmış Ra Günəş Allahının (Ra-Amon) yolunu təkrarlayacaq. Bununla da göydə yeni Atum Sistemi və onu idarə edən Qor Günəş Allahı yaranacaqdır.
Bütün bunlardan belə nəticə çıxarmaq olar ki, Ramazan bayramı, göydə Cənnət mənasında olan Ruhlar dünyasının və bu dünyanı idarə edən Ra (Qor) Allahının yaradılışının bayramıdır. O gecə mələklərin və Ruhun da yerə enməsi onu deməyə əsas verir ki, burada söhbət məhz axirətdən gedir. Çünki yalnız axirətdə bütün mələklər və Ra-Amon Allahın Ruhu yerdə axirət məhkəməsi qurmaq üçün gələcəklər.   
Bütün bunlar haqqında daha geniş məlumat və təkzibolunmaz faktlar, müəllifi olduğum “Batini-Quran” kitabında verilmişdir.

Firudin Gilar Bəg



четверг, 19 июля 2012 г.

“Türk”, “Türkiye” ne demektir? Akıl almaz gerçekler (Türkce)

           Okuyuculara sunulan bu makale Türkler hakkında yazılmış en kâmil ve en derin makaledir. Çünkü bu makale, kaynaklarda Mısır ve Keldani kahinleri, Midiya medyumları ve b. gibi adlandırılan eski bilgelerin mantığı ile yazılmıştır ve bugüne kadar sır olan birçok sorulara cevap veriyor. Aslında bu makale yazarı olduğum “Batıni-Kur’an” kitabından çıkan sonuçlardır.
           Adeta kaynaklardan haberi olmayan, fakat kendini bilen adam gibi göstermek isteyen bazı insanlar, “bu olamaz”, “bu yalandır” ve b. sözler diyerek, uzman rolünde çıkış yapmaya gayret ediyorlar. Böyle insanlara, tartışmaya girmeden önce en azından Eflatun’un “Timey”, Muhiddin İbn Arabî’nin “Füsus ül Hikem” ve b. gibi kitapları okumayı tavsiye ediyorum. Bu makale, matematiksel mantıklı, kaynaklardan haberi olan ve düşünme yeteneğine sahip insanlar için yazılmıştır. Felsefi kaynaklara müracaat etmemiş insanlar bu makaleden hiçbir şey anlamayacaklar.

             Makale Azerice’den Türkçe’ye Google aracılığıyla tercüme edilmiştir.
                                                                                                                                     Yazardan

        Türk ve Türkiye kelimesinin ne anlam ifade etmesi ile ilgili bir çok araştırmaların yapılmasına rağmen, bugüne kadar bu sözlerin mantığı izahı verilmemiştir. Araştırmacılar şaşkınlıkla bildiriyorlar ki, yeryüzündeki devletlerin resmi isimleri hep kendi dillerinde olduğu halde, sadece Türk devletinin adı, türkçe değildir. Bunun hangi dilde, ne anlamda olduğu da bugüne kadar karanlıktır. Biz bu karanlığa ışık düşürmek amacıyla Türk ve Türkiye sözlerini derinden inceleme kararına geldik ve sonucu sizlere sunuyoruz.
       Her şeyden önce şunu belirtmek istiyoruz ki, bizim araştırmamız, diğer çalışmalardan o yüzden farklıdır ki, biz eski yazıları, onları yazan bilgelerin kendi mantığı ile anlatacağız. Bu mantık sufi (yunan. sofi) bilgelerinin mantığıdır ve kendi kaynağını eski dilcilik ilkelerinden almıştır. Araştırmacıların geldiği kanaate göre eski mısırlı, finikiyalı, yahudi, aramey ve b. halkların dilleri, özel anlam ifade eden sessiz harfler üzerinde kurulmuştur. Sesli harflar ise sadece bağlayıcı rolünü oynuyor («Культура древнего Египта», М., 1976, sayf.301). Her biri bir sembol olarak kabul edilen sessiz harflerin sağa veya sola okunuşu kelimenin manasını değişmiyor.
       Eski bilgelerin mantığına göre, bu dünyada yazıya alınmaya layık olanlar sadece Allah’la ilgili olanlar seçilmişlerdir. Sıradan insanları ise ünlü sufi Muhiddin İbn Arabi “doğa ve şehvet yöneten, zayıf akılda olan, mantıksız” sayıyor ve “hayvansal insan” adlandırıyor (İbn Arabî, “Füsus ül Hikem”, böl.25). Onların yaşam tarzı diğer canlılardan farklı olmadığına göre, yazılarda kayıt edilmeye layık değillerdir. Bu yüzden de Asur-Babil literatüründe eski yazılarla ilgili metinlerde sık sık bu ifade tekrarlanıyor: “Sadece Arifi (haberdarı) sen bununla tanışdıra bilirsin, arif olmayanlar bunları bilmemelidir” (Э. Церен, «Библейские холмы», M., 1966, sayf.26).
        Diğer taraftan, Eflatun’a (Platon) göre, tüm yazılar sadece bir olayın neticeleridir. Fakat zamanla bu olay hafızalardan silinmiş ve onun hakkında ayrıca konuşuyorlar. Bütün bunların temelinde ise neyin olduğu hakkında hiç kimse konuşmuyor (Eflatun, “Politik”, 269s). Demek ki, bilgelere göre bütün kaynaklarda yazılanlar Allah’la ilgili bilinmeyen mistik bir olaya ithaf edilmişdir.
         Kabul edilmiştir ki, Türk adı tarih sahnesine MS VI yüzyılda Gök-Türk Devlet adı ile çıkmıştır. Orhun yazıtlarında “Türk” kelimesi daha çok “türük” şeklinde kaydediliyor. Kaynaklarda “türük” sembolü, IX yüzyıldan başlayarak Horasan’da “öğretmen (şeyh, mürşid) – öğrenci” (mürit) Enstitüsü yaratmış ve Allah’ın idrakının mistik yoluna, yani tarika yoluna giren sufi kardeşliğine ait ediliyor. İşte bu tarika (tarikat) yolunu tutanlara kaynaklarda türükler, yani türkler denir («Ислам», Энциклопедический словарь, M., 1991, sayf.224). Türük, Türk [TRK] sembolleri ile eş anlamlı olan tarika [TRK] sözü – «dini olgunlaşma», Allah’ın idrakında «gerçeğe götüren yol» fikrini belirtiyor. Kuran’da (46:30) yol anlamında işlenen «tarika» simgesini, sufi dahilerinden olan Ebu Hamid El Gazali de – gerçek bilgiye ulaşma, Allah’a mistik yakınlaşma anlamında kaydediyor (Абу Хамид Ал-Газали, «Воскрешение наук о вере», М., 1980, sayf.292).
          Sufizmde ana maddeden (ilk materi) bilgi alma yoluna – tarika yolu denir ve sufinin Allah’a, yani “Hu” adlandırdığı ana maddeye kavuşması için geçtiği silsileyi bildiriyor. Sufiler bunu Allah’a (ana madde) veya Allah’ta “seyahat” (“suluq” sembolü) adlandırıyorlar. Silsilenin “bekâ”, yani beglik aşamasında türük Allah’a kavuşur ve artık onunla Allah arasında hiçbir engel olmuyor. O, kaynaklarda dirilik suyu, ilahi ateş ve b. adlandırılan ana maddeyi yönetmek, onu istediği varlığa vermek, varlıklardan onun iç yapısı hakkında bilgi almak, istediği şeyi yaratmak için gereken yöntemi tam anlayabilme ve b. ilahi kudrete sahip oluyor. Demek ki, türük, Türk deyince, Allah’a kavuşan, yani önü ve sonu olmayan ana madde ile vahdet teşkil eden (“Vahdet el Vücud” sembolü) bilgeler tasavvur edilmelidir.
        Halkidli Yamvlih Allah’la vahdet teşkil eden ve onun kudretinden yararlanan bu türkleri – teurq adlandırıyor. Yamvlih, kendisinin temel kitabı olan “Mısır sırları hakkında” kitabında teurqları Mısır mediumları gibi gösteriyor ve bildiriyor ki, onların son amaçları – ruhlarının yaratıcı Allah’la vahdetıdir (А. Ф. Лосев “История античной эстетики», sayt: http://psylib.ukrweb.net/books/lose007/txt40.htm). O, teurqun, Allah’la vahdeti için geçirdiği ayinlere “teurqiya” diyor. Kabul edilmiştir ki, “teurqiya” (“teos” – Allah, “orqiya” – ayin, kurban töreni ve b.) kelimesi – Allah’la vahdete ulaşmak için medyumların geçirdiği kurban töreni, ayin demektir ve onu “Allah yaratma” gibi de tercüme ediyorlar. Böyle anlaşılıyor ki, Türk kelimesi en eski kaynaklarda – “gökte Allah yaratan bilge” anlamında olmuştur. Teurqların gökte Allah yaratma sürecinin teknolojisi Hint kaynakları olan Upanişadalarda kaydediliyor. Burada brahman ve kahinler – dualar (mantra), kurbanlık formülü ve büyü hareketlerle, kurbanlık hayvanların ruhlarını gökte topluyor ve onların iradelerini gerçekleştiren varlığa dönüştürüyorlar.
        Orhun Yenisey abidelerindeki Mogilyan ve Gültekin metinlerinin ilk dizelerinde, Türk hanı iddia ediyor ki, işte O, Tanrıtek Tanrı yaratmış ve Tanrıtek Gökte oluşmuş bilici Türk hanıdır (Ə. Rəcəbov, Y. Məmmədov, “Orxon – Yenisey abidələri”, B, 1993, sayf.104). Bu ise o demek ki, Türk sözü gerçekten en eski kaynaklarda büyücü anlamında olan teurq sözüdür. Metinlerde teurqlar – hıristiyan kâhinleri gibi gösteriliyor ki, kaynaklarda hıristiyanların rahip ordenlerine benzer birçok sufi kardeşliklerinin oluşması ve onlara sufi manastırında rastlanması kaydediliyor.
       Eğer Türkiye kelimesinin kökü olan Türk [TRK] sözü – teurq [TRQ] sözünden yaranmışsa, demek ki,Türkiye [TRKY] kelimesi de Teurqiya [TRQY] demektir. Bilim adamları ve araştırmacılar Türkiye kelimesinin İtalyanca ve Yunanca “Turkiya” kelimesinden geldiğini kabul ediyorlar. XIV yüzyılın İspanyol gezgini bu sözü “Turquia” şeklinde kaydetmişti ki, bu da “Teurqiya” kelimesi ile aynıdır (“Türkiye” Kelimesi – İsmail Hami, site: www.facebook.com/note.php?note_id=344510938907295 ). Demek ki, Türkiye ülkesi deyince gökte Allah yaratan teurqlar ülkesi düşünülmelidir.
       Türkiye XIX yüzyıla kadar; Devleti Aliyye, Devleti Osmaniye, Memaliki Şahane, Diyari Rum ve b. isimlerle tanınıyordu. Türkiye’nin Devleti Osmaniye adlandırılması, onun Osmanlı hanedanının babası, Oğuzların Kayı boyundan olan Osman Gazi ile ilgilidir. Diodor Siciliyalı Mısır firavunu II Ramzesi – Osimon-Dias, yani Osman-Allah adlandırıyor (Г.В.Носовский, А.Т.Фоменко, «Империя», M., 2000, sayf.537). Eğer, Mısır’daki memlüklerin Türk Kölemen devletine de Türkiye denilmesini dikkate alırsak, kabul ede biliriz ki, Osman Gazi – büyü ile gökte Allah yaratmış Türk haninin karakteridir.
       Bilindiği üzere, eski Mısır ülkesi diğer kaynaklarda Kem ülkesi olarak da anılırdı. Kitab-ı Dede Korkutda “Qom qomlamam Qoma yurdum” ifadesi var ki, bu da qamlama aracı ile yaratılmış Qam [QM] ülkesi demektir ve bu isim Mısır’ın Kem [KM] adı ile aynı anlamlıdır (“Kitabi-Dədə Qorqud”, B., 1988 , sayf.44). Qomlama ise, şamanın qamlıq, yani ekstaz durumu anlamındadır ve bu da sufinin tarika yolunun Allah’la vahdet makamıdır.
         Moyun Çor Anıtı’nda Türk hanı Tolis (Töliş) iddia ediyor ki, o Tanrı’da olmuş ve orada El yaratmıştır (E. Recebov, Y. Memmedov, “Orhun – Yenisey anıtları”, B, 1993, sayf.104,134). Gül Tekin Anıtı’nda ise bildiriliyor ki, Türk hakanları El ve onun Töresini, yani kanunlarını yaratarak uçup gitmişlerdir (Köl Tigin Yazıtı, Site: http://www.dilimiz.com/dil/kultiginyaziti.htm). Eğer dikkate alırsak ki, kaynaklarda yahudi adlandırılan Hazar Türk beglerinin “dili”nde El sözü Allah, Töre (Tevrat) ise kanun anlamındadır, kabul ederiz ki, Türk han’ın gökte yarattığı El, öyle Gök-Türk hakanlığıdır. El [L] remzinin Ali [L], Aliyye [L-YY] simgesi ile aynı anlam ifade etmesi onu demeye esas veriyor ki, Türkiye’ye ait olan “Devleti Aliyye” ifadesi de Gökteki “El Devleti” anlamındadır.
          Kitab-ı Dede Korkut anıtının Vatikan seçeneğinde kaydediliyor ki, “Oğuz’un içinde Temam vilayeti zahir olmuştu”. Bu cümle – “bir elin içinde ikinci el ortaya çıkmıştı” anlamındadır. Demek ki, anıtda belirtilen Taş el – Oğuz eli (Taş Oğuz), onun içinde oluşmuş el ise İç eldir (İç Oğuz). Burada «vilayet» kelimesinin işlenmesi ise onu gösteriyor ki, “Temam vilayeti” kavramı sufizmle ilgilidir. Sufizmde “vilaye”, “vilayet” sözleri (evliya, veli sözleri ile aynıdır), sufi kutsallarının kalitesi, onların Allah’a yakınlığı anlamındadır. Temam simgesi ise kaynaklarda “El Kamil et Tamm” olarak yazılıyor ve sufilerin “Kamil İnsan” adlandırdıkları varlığa ait ediliyor.
           Muhiddin İbn Arabi, kendisinin “Füsus ül Hikem” kitabında Kamil İnsanı Adem gibi sunuyor ve Allah adlandırıyor. Arabî’ye göre, bu Büyük İnsan gökteki dünyanın biçimidir (İbn Arabî, “Füsus ül Hikem”, böl.1). Tevrat’a göre, Adem ilk yaratıldıkta kozmik boyutlu, yani dünyanın o başından bu başına kadar olmuştu (Библия, Втор. 4:32). Fazlullah Astarabadinin “Cavidanname” kitabına göre, Beytül-Mukaddes, Darüs-Selam ve Kâbe – Adem’in vücudundadır. Muhammed peygamber ise, Tevrat’ta altı güne oluşturulan “Dünya”, “El” anlamındadır ve o ahirette yeniden oluşacakdır. Hıristiyan yazılarına göre de Muhammed peygamber – Osiris, Adonis, Attis, İsa ve b. Allahlar gibi ahirette dirilecek Allah’ın karakteridir (“Записки янычара», böl. 2, Sayt: http://www.vostlit.info/Texts/rus/Janicar/frametext1.htm).
         İbn Arabî Muhammed peygamberin, doğanın ilahi gücünü uyandırıb, harekete getirdiğini bildiriyor. O, Muhammed peygamberin bilimini de, eskiliyini de Allah’la aynılaşdırıyor ve bildiriyor ki, “Dünyanın yaranması onunla başlamış ve onunla da bitmiştir: Adem – kil ve toprak olunca o artık peygamberdi, sonra ise temel kuruluşuna göre, peygamberlerin mührü oldu” (İbn Arabî , “Füsus ül Hikem”, böl. 27). El-Gazali mirasının araşdırıcısı Nikolson göre de Muhammed peygamber, Allah’ın karakteri ile yaratılmış ve kozmik güç sayılan Gök insanıdır. Evrenin kural-kanunu ve korunması ondan aslıdır. Nikolson bildiriyor ki, Gazali’ye göre, peygamberin kutsallar nesli, Kamil İnsanın karakteri ile özel yaratılmıştır (Абу Хамид Ал-Газали, «Воскрешение наук о вере», М., 1980, sayf.276, 284). Bu ise o demektir ki, eski türkler teurqiya vasıtasıyla gökte insan şahsında El yaratmışlar ve Türk kutsallarının da nesli bu gök insanının karakteri ile özel yaratılmıştır.
            Ben, “Allah türkleri, onlar ise insanı yarattılar” adlı makalede gösterdim ki, Aleksandriyalı Filona göre Allah iki tür insan: Gök ve yer insanını yaratmıştır. Gök insanını Allah kendisi yaratmıştır ve bu yüzden de onlar ölümsüzler nesli sayılıyor. Allah’ın ilk yarattığı bu Gök insanları ise sıradan insanları yaratmışlar (А. Л. Хосроев, «Александрийское христианство», М., 1991, sayf.110). Böyle anlaşılıyor ki, Gök-Türk deyince, Allah’ın özel yarattığı Gök insanı, yani teurqlar öngörülmelidir.
           Ünlü araştırmacı David Rohla göre, Adem [DM] adı, eski Mısır’ın Atum [TM] Tanrısı’nın isminin başka kayıt biçimidir (Д. Рол, «Генезис цивилизации. Откуда мы произошли…», Эксмо, М., 2002, sayf.441). Diğer taraftan, kaynaklarda Osman sembolü de Adem sembolü ile eş anlamlı olan “Dami Osman” [DM-SMN] gibi gösteriliyor ki, bu da “Adem Osman” [DM-SMN], yani Osman’ın – Mısır’ın Atum Tanrısı’nın karakterinde olması anlamındadır.
          Eski Mısır kaynaklarına göre, kendini Ptah (türklerde Fatih sembolü) adlandıran Mısır piri Amon (firavun Eman), ana maddeden (efir) – vücudu ile tüm dünyayı kuşatmış Atum Allahını yaratıyor. Dokuz Allah’ın kalbi ve sözleri anlamında olan Ptah – teurqiya aracılığıyla Atum karakterinde zuhur ediyor (Г.Франкфорт, Г.А.Франкфорт, Дж. А.Уилсон, Т.Якобсен, «В преддверии философии», М., 1984, sayf.67-68). Böylece, genel olarak Atum Allah’ı adlandırılan “Dokuz Allah” (Enneada) oluşuyor ve bu zamandan sonra tüm dünyayı bu Atum vasıtası ile pir Amon yönetiyor. Türklerde bu “Dokuz Allah” – “Dokuz Oğuz” olarak kalmıştır.
            Sufizmde Oğuz [GZ] sembolü Kaos [KS] simgesi ile aynıdır ve insanlığa hayat vermiş ana maddeni bildiriyor. Oğuz’un içinde Temam vilayetinin zahir olması da, gökleri düzenleyen ana maddede ruhlar için vilayet oluşturulması anlamındadır. Bu vilayet Mısır kaynaklarında Qeb (İslam’da Gayb) adlandırılıyor. Demek ki, Gök-Türk Hakanlığı – gökteki Qeb aleminde ölümsüzlük kazanmış teurqların Hakanlığıdır.
Kaynakların birinde İşbara Hakanın Çin imparatoruna verdiği cevabi mektupta, Türk Devleti’nin Tanrı tarafından kurulması belirtiliyor ki, bu da Gök-Türk Hakanlığı’nın ana maddede oluşturulması demektir.
Gök-Türk yazıtlarında Türk sözü daha çok “Türk budun” (bodun) şeklinde kaydediliyor. Budun sembolü Herodot’un eserlerinde Budin topluluk adı gibi belirtiliyor ve Gelon (Gel) sembolü ile ilişkilendiriliyor (Herodot, IV/108, 109). Diğer kaynaklarda Budun sembolü Bidin gibi de yazılıyor ve “sorhsar Bidin mülhidleri” biçiminde Şah İsmail Hatainin savaşçıları olan kızılbaşlara (gaziler) ait ediliyor («Azərbaycan tarixi üzrə qaynaqlar», B., 1989, sayf.187). Sufizmde “mülhid” [MLHD] sembolü, melekût [MLKT] sembolü (Kabbala’da Malhut) ile aynı anlamlıdır ve gökteki ruhlar dünyasını bildiriyor. Ünlü sufi alimi Şihabeddin Yahya Sühraverdinin ve El Gazali’nin eserlerinde melekût (melek alemi) sembolü, gökteki ruhlar dünyasına ve yerde bu dünyanın kapısı olan bölgeye uygulanıyor.
         Sufizmde melek (mülk, malik) [MLK] simgesi ile memlûk [MMLK], melekût [MLKT] simgesi ile memleket [MMLKT] sembolü eş anlamlı simgelerdir. Kaynaklarda Türkiye – “Memaliki Şahane” de adlandırılıyor ki, bu da, mülk anlamında olan Memalik sembolünün, Şahane olarak kaydedilen Şakan/Sakan/Skin (Tevrat’ta Skinya) sembolüne, yani Allah’ın mevcut (“sakin” sembolü) olduğu çadıra ait edilmesi demektir. Demek, “Memaliki Şahane” sembolü – “Allah’ın mevcut olduğu mülk” anlamındadır.
         Sufizmde Budun, Bidin [BDN] sembollerinin Bâtın [BTN] simgesi ile de aynı anlam ifade etmesi onu gösteriyor ki, Türk Budin’i deyince, aynı zamanda Kuran’ın gizli anlamlarını bilen Gel (Gelat/Qulat) türkleri olan nizariler kastediliyor. Metinlerde melahi [MLH], yani melekler [MLK] adlandırılan nizarilerin Alamut kalesinde cennet kurmaları kaynaklardan bilinmektedir.
         Bidin mülhidlerinin “sorhser” adlandırılması ise, bu türklerin – Mısır’ın ölümsüz Usiri/Oziri, yani Osiris Tanrısı’nın nesli olması demektir. Çünkü sufizmde sorhser (SR-HSR) sembolü “Usiri-Hısır” gibi de okunuyor ki, bu da “ölümsüz Osiris” anlamındadır.
          Budun [BDN] sembolü Arap kaynaklarında İran’ın Beduin [BDN] kavmi gibi de kaydediliyor. Beduin, yani bedeve sembolü Arap terimleri sözlüğüne göre “göçebe durumu” (İbn Halduna göre) anlamındadır. Sufizmde bu mistik yol sayılıyor ki, Kadiriye ve Rifaiye kardeşliğine yakındır. Kaynaklara göre bu isim – “el bedeviye” sufi kardeşliği olan türklerle bağlıdır. Güvene göre, 12 ana kardeşlikten oluşan bu silsile Ali bin Ebu Talip’ten başlanıyor. “Göçebe durumu” anlamına gelen bedevi sembolünün sufi kardeşliği ile ilişkisi o demektir ki, buradaki “göçmenlik”, sufi müridlerinin tarika yoluyla ana maddeye etdiği “göç” – seyahat anlamındadır. Buradaki “bedevi” sembolü, sufizmde “bodi”, yani tam olgunluğa ulaşmış, idrak edilmeyen şeyleri idrak eden, ekstaz durumunda “gören” demektir.
          Beduin hükümdarı yazılarda Buid [BD] gibi kaydediliyor ve bu sembolün kökünü teşkil eden bodi [BD] simgesi, islamda (şiilikde) “el-Bede” – “görünme”, “varoluş”, “önceden haber verme” ve b. manalarındadır. Allah’ın 99 şerefli isimlerinden olan Bedi (yaratan) ve Vedud (seven) isimleri de “bodi” ve “Buda” görüşünü ifade ediyor. Bu kökten olan “bide” (bida) sembolü ise yenilik, medyumluk, bid’at olarak da manalandırılıyor. Yazdıklarımızdan böyle bir sonuça varıyoruz ki, bedevi sembolü sufilerin “bodi” simgesidir ve bu da tam olgunluğa ulaşmış, idrak edilmeyen şeyleri fark eden, ekstaz durumunda gören sufi pirleri anlamındadır.
           Herodot 6 Midiya aşiretlerinden birine “Budi” diyor ve bu sembol Bubun sembolünün kısa seçeneğidir (Herodot, I/101). Türk Budununun Tolis (Töliş) isimlendirilmesi ise, gökteki melekût dünyasının Talış dağlarında olması anlamındadır ve bu arazi Azerbaycan’ın Erdebil şehrinin yakınlarında mevcut olmuş eski Midiya arazisine düşüyor.
           Eski Sümer edebiyatında Tolis [TLS] simgesi ile eş anlamlı olan Tilos [TLS] sembolü kaynaklarda Tilmun/Dilmun olarak da kayıt olunarak, “ölmüşlerin ruhlarının o dünyada mutluluğu tattığı yer” olarak adlandırılıyor. Ünlü araştırmacı Kramer düşünüyor ki, Dilmun – İlahlar Manastırı anlamındadır ve o Zaqros dağ tepelerinin arkasında, İran topraklarındadır. Çünkü, epik rivayetlerde o, dağlar arkasındaki uzak ülkede – “Güneşin çıktığı yerde” mevcut olmuştur. Kramer Dilmunu – “temiz”, “nurlu” ve “şafak saçan” toprak gibi resmediyor. Orası “ölmezler ülkesi” olmuştur, oranın halkı ne hastalık, ne ölüm bilmezlerdi (Д. Рол, «Генезис цивилизации. Откуда мы произошли…», Эксмо, M., 2002, sayf.267, 271). Dilmun [DLM-N] sembolünün Deylem [DLM] sembolü ile aynı kökten olması ise onu söylemeye esas veriyor ki, kaynaklardaki “zamanı öncelemiş ve tam mutluluğa ermiş” Deylem Türkleri dediyimiz Tolis budunudur (Ф.М.Асадов, «Арабские источники о тюрках в ранее средневекове», Б., 1993, sayf.104-107).
Sufizmde Tolis [TLS] sembolü Atlas [TLS] sembolü ile de aynı anlam ifade ediyor. Herodot’a (IV,184) göre, Atlas [TLS] dağı’nda atlantlar (atlantidalılar) yaşamışlardır ve bu dağ göğün sütunu sayılmıştır. Kuran’da “sütunlar şehri”ne – İrem denir (Kur’an, 89:7). Yemen’in Sana kentinden mecnun şair Abdül Hazret’in “Nekronomikonun sırrı” (“El-Əzif”) kitabına göre sütunlar şehri olan İrem Zât el-İmad şehri Büyük boşlukta, yani gökte inşa edilmiştir. Rivayete göre, bu şehri Ad oğlu Şeddadın emriyle altın ve gümüş kerpiçten cinler dikmişlerdir. Diğer kaynaklara göre ise, cinlerin bu dünyada inşa ettiği tek şehir, Süleyman peygamberin Allah için inşa ettirdiği Yeruşalim (Kudüs) şehridir. Sufizmde İrem [RM] sembolünün Rum [RM] sembolü ile eş anlamlı olmasını dikkate alırsak, kabul ederiz ki, Türkiyenin eski adlarından olan “Diyari Rum” – Talış dağlarının göylerinde yaratılmış cennet anlamındadır ve atlantidalılar da Gök-Türk budunudur.
Tarihçi İ. Dyakonovun yazdıklarına göre, henüz milattan once VIII yüzyıla ait Asur yazılarında Midiya ülkesinde “Şarkın Arapları” (Doğunun Arapları) ülkesi mevcut olmuştur (И.Дьяконов, «История Мидии», M.1956, sayf.219,220). “Şark” sembolü, dahi filozof Şihabeddin Yahya Sühraverdinin “Şark” felsefesinde, gökleri ve gökteki melekût dünyasını bildiriyor. “Ereb” (Arap) sembolü de Yunan mitolojisinde Kaos anlamında, “gökte yaratılmış El” fikrini bildiriyor. Sufizmde “Arap” derken uyruk değil, bir şekilde olmuş insanın, değişerek başka biçim alması (metamorfoza), yani ölümünden sonra (melek neslinin) vücut biçimini değiştirip, göklerdeki yeni biçimi anlaşılıyor (Ф.М.Асадов, «Арабские источники о тюрках в ранее средневекове», Б.,1993, sayf.71,72). Arap dili de cennette konuşulan dil, yani ana maddenin birim dilidir. Buradaki Araplar ise – cennette ölümsüzlük kazanmış Rabbler (peygamberler) anlamındadır. Kuran’da açık yazılıyor ki, bu kitap Âlemlerin Rabbinin indirmesidir ve Arap (Vahiy anlamında) dilinde Ruh-ül-Emin tarafından indirilmiştir (Kur’an, 26:192-196). Burada Ruh-ül-Emin’in indirdiği Arapça – gökte ölümsüzlük kazanmış Mısır Tanrısı Amon’un Ruhunun gönderdiği vahiy anlamındadır.
         Demek ki, Midiya arazisindeki “Şarkın Arapları” ülkesi göklerle bağlıdır ve buraya sadece insan öldükten sonra onun ruhu düşebilir. Kaynaklarda Midiya nüfusu “dağ ve sahralarda dolaşan kudretli midiyalılar” adlandırılıyor ve bu da Midiya dağları ve bu dağların üstünde, ana madde steplerinde ekstatik durumda (“suluq”) dolaşanlar (türükler) anlamındadır.
          Ermeni kaynaklarında, Midiya ülkesinde büyük çöl inşası hakkında geniş bilgi veriliyor. Tarihçi Arakel Tebrizli paronterlerin (firavunlar) Sünikde çöl dikmesinden yazıyor. Paronterler, yani pirler ölen zaman, isimlerini ve ciltlerini değişerek, buraya – insan sesi duyulmayan mekana göçüyorlar. Bu cennete Arakel – “meleklerin yaşadığı mesken ve kutsal çöl” diyor. Burada, büyük çöldeki “Atalar Manastırı”nda ruhlar ömürlerini sürdürüyorlar. Arakele göre, ruh bu çölden çıktığında, can veren balığa benziyor ve geriye döndükten sonra yeniden canlanıyor (А.Даврижеци, «Книга историй», М.,1973, böl.24,51). Demek ki, ölmüş insanların ruhları işte burda, yani gök Arabistan’da yaratılmış özel “çöl” de yaşamaya uyğunlaşmışdır. Buranın dışında ise ruhlar için hayat yoktur.
          Budun sembolünün kökü olan Bodi [BD] sembolü kaynaklarda Beyt [BT] gibi de yazılarak gökteki Ev anlamında kullanılır. Mısır’ın “Ölüler kitabı”nda denir ki, Allah kurban töreni geçirerek, kendi kurbanlarını Abidosda yerleştiriyor ve tahtı için sular oluşturuyor. “Toprak yarandıkda” ise, O artık Abidosda peygamber olmuştur. Eski Mısır kaynaklarında Abidos sembolü Abtu [BT] gibi de yazılıyor ve Beyt [BT], yani Ev anlamını taşıyor. Bu ise o demektir ki, pir Amon – bodi, yani sufizmin tarika yolu ile, ekstatik durumda (teurqiya) gökte Beyt (Ev) yaratmışdır ve Türk Budun’u da burada ölümsüzlük kazanmıştır.
         Teurqların kurban töreni hakkında Sümer-Akkad mühürlerinde de bilgi veriliyor. Mühürlerde, çıplak kahramanın insan-öküzle güreşmesi veya kahinin iştirakı ile Kurban sahneleri tasvir ediliyor. Burada kahraman Enkidu’nun adı “Yeri dikmiş (düzeltmiş) kâhin, hükümdar” olarak yozuluyor. Burada “Bit İ-li” yazısına rastlanır ki, bu da Beyt-El – “Allah’ın Evi” anlamındadır (В.К.Афанасьева, «Гильгамеш и Энкиду», M., 1979, sayf.120,137). Böyle anlaşılıyor ki, hükümdar tarafından yaratılmış Allah Evi – Türk hanının teurqiya töreni ile oluşturulmuş gökteki Evdir.
          İslam’da El-Beyt deyince, Muhammed peygamber, Ali ve ailesi öngörülüyor. Batinilikde El-Beyt sembolü, aile akrabalığı değil, “gizli bilime, bilgiye ve hikmete sahip aile” (“Beyt el-ilm ve’l-marifet ve’l-hikmet”) demektir ve bu da Kuran’ın batıni anlamını bilen Türk beglerine aittir. Kaynaklarda yahudi adlandırılan Hazar Türk beglerinin Levit [L-VT] Evi de El-Beyt [L-BT] sembolü ile aynı anlamlıdır. Ben, “Kur’an’daki İsrailoğulları – Azeri Türk begleridir” adlı makalemde, eski yahudi seçilmişlerinin Azeri Türk beğleri olmasını bilimsel olarak ispat ettim. Tüm bunlar ise o demektir ki, El-Beyt kutsalları, Kuran’ın ve tüm eski yazıların gizli anlamlarını idrak eden Türk beğleridir. Kitab-i Dede Korkutda – “bu dünyayı erenler akılla bulmuşlardır” derken de, Türk erenlerinin gökteki “dünyayı” akılla “bulması” öngörülmelidir (“Kitabi-Dədə Qorqud”, B., 1988, sayf.88).
           Muhiddin İbn Arabî’ye göre, İslam dini de Gökte yaratılmış dünya anlamındadır ve onu kabul eden insanın ruhu o dünyada ömrünü sürdürecektir. Arabi bildiriyor ki, Allah, İslam dinini ve müslüman gibi ölmeyi İbrahim ve Yakup oğullarına vasiyet etmiştir. Burada “Din” sembolü elif ve lam sesleri ile, yani “El” olarak yazılıyor ki, bu da İslam Dinin gökteki El anlamında olmasını gösteriyor (İbn Arabî, “Füsus ül Hikem”, böl. 8). Demek ki, Arabî’ye göre Din sembolü gökteki El anlamındadır ve bu Eli Allah, İsrail’in yahudi peygamberleri olan İbrahim ve Yakup oğullarına vasiyet etmiştir.
          Kaydetmek isterim ki, kaynaklarda “Aldan” [L-DN] gibi yazılan sembol – “El-Din” [L-DN], yani “Din-Eli” anlamındadır. Kartirin (III yy) yazılarında “Aldan” sembolü Albaniya gibi gösteriliyor ve bu da Azerbaycan topraklarında mevcut olmuş ülkedir (Г. А. Гейбуллаев, «К этногенезу Азербайджанцев», Б. 1991, sayf.58). Tevrat’ta Alban [LBN] sembolü Lbnun [LBNN] gibi bellidir ve Allah yemin ederek Knun (Hanaan) ve Lbnun topraklarını İbrahim’e, İsaqa, Yakub’a ve onların üremelerine miras olarak vermiştir (Библия, Втор.1:6-8). Alban [LBN] ve Lbnun [LBNN] sembollerinin sufizmde Nebi-Eli [NBL] gibi de okunuşunu dikkate alırsak, kabul ederiz ki, Alban simgesi altında peygamberlerin gökteki Eli öngörülmelidir.
Knun [K-NN] sembolü İslam’da Kün [KN] gibi bellidir ve Allah’ın “Ol!” emrini bildiriyor. Knun [K-NN] sembolünün Nun-Ki [NN-K] seçeneği Sümer ve Akkadlarda “Kudret yeri” adlandırılarak Babil kulesi ile ilişkilendiriliyor. Diğer kaynaklarda, Marduk Tanrısı’nın mabedi olarak geçen Babil kulesi – “Gök ve Yerin temel Evi” olarak kabul ediliyor ve malumdur ki, ilk insanlar burada “Etemenanki” adlı zikkurat dikmiştiler. Mitolojiye göre, Marduk Allah’ı Tiamat, yani Gök okyanusu anlamında olan ana maddeye galip geldikten sonra, onun bir bölümünü Allahlar vilayetinden ayırıyor. Bu okyanus, ondan su akmasın diye, kapak ile bağlanmıştır. Derya sularında Marduk, Etemenanki adlı “Gök ve Yerin temel Evi”ni cehennemin göğsünde öyle inşa ediyor ki, onun başı Göklere ulaşıyor (Б.А.Тураев, «История Древнего Востока», II cild, Л., 1935, sayf.91). Etemenanki [TM-NNK] sembolü “Atum” [TM] ve “Nun-Ki” [NNK] sembollerinden oluşmuştur ve “ana maddeden oluşmuş Atum” demektir. Demek ki, Knun sembolü altında Allah’ın yerde yarattığı tapınak ve onun gökteki karakteri olan Albaniya anlaşılmalıdır. Bu ise onu gösteriyor ki, Allah – İbrahim, Yakup soyuna, yerdeki Evini ve onun göğünde olan cenneti vasiyet etmiştir.
        Tarihçi M. Horenatsinin “Ermenistan Tarihi” (I Kitap, böl.12) kitabına göre Albaniya ülkesi miras olarak GelarKüni soyundan kimseye ebedi olarak verilmiştir. Böyle anlaşılıyor ki, İbrahim ve Yakup oğulları deyince, Gelar Türk beğleri öngörülmelidir ve İslam dini de İbn Arabî’ye göre bu bâtınî türklerine verilmiştir.
Albaniyanın Allah’la ilişkisini ünlü araştırmacı C. Frezer de özel vurguluyor. Onun yazdığına göre, Silvia şahların kurucusu öldükten sonra Allah’a çevrilmiş ve Alban dağlarındaki şehrin üstünde karar tutmuştur (Дж. Фрезер, «Золотая ветвь», M.1986, sayf.147). Bu olay eski Mısır yazılarında Mısır firavunu (piri) Amonla alakalandılıyor. Metinlere göre pir Amon, gökte Ra güneş diski yaratmış, kendisi fiziksel öldükte, ruhu göğe kalkarak bu Ra diskle birleşmiş ve Ra-Amon Allah’ına dönüşmüştür. Firdevsi “Şehname”sinde bu olayı Cemşidle bağlıyor ve yazıyor ki, o göğe ilk ayak açarak, Gökte Keyan tahtı kurmuştur. Divin sırtında tahta çıkan Cemşid, uzayda güneş tek karar tutuyor (Firdovsi, “Şahnamə”, B.1987, sayf.33). Kuran’da bu olay Rahman Allah’a ait ediliyor ve bildiriliyor ki, Allah gökleri direksiz yükselttikten sonra kendi tahtında karar tutuyor ve güneşi, ayı kendine tabi ederek arşa hakim oluyor (Kur’an,2:29,13:2,20:5). Bu ise o demektir ki, İslam’ın Rahman adlandırdığı Allah, öyle Mısır’ın Ra-Amon Tanrısı’dır. Eğer Türk hanının Gökte Allah yaratmasını iddia etmesini dikkate alırsak, Kabul ederiz ki, Ra-Amon tanrısı öyle Osman şahtır.
          Tebrizli Arakel “yılandan doğmuş” (“ejderden doğmuş”) Midiya mediumlarını – “Osman şahların nesli” adlandırıyor (А.Даврижеци «Книга историй», М., 1973, böl. 51). Osman sembolü sufizmde “İssi-Amon” gibi yorumlanıyor ki, bu da “Amon Ruhu” (Eman Ruhu) anlamındadır. Demek, Osman sembolü altında bütün kaynaklarda, Gökte bugüne kadar sağ kalmış pir Amonunun Ruhu öngörülmelidir. Bu Ruh eski Mısır kaynaklarında Horos (Kor/Qor) Tanrısı gibi de kaydediliyor ve kızılkuş şahsında tasavvur ediliyor.
Gök-Türk Anıtı’nda Türk Bodununun “Kara-Bodun” adlandırılması da bu aşiretin Kor (Horos) Tanrısı’nın türevleri olması demektir. Ünlü araştırmacı David Rohl bildiriyor ki, Mısır’ın efsanevi “Kor yoluyla gidenler” neslinin soykökü, Mezopotamyanın büyük kahramanlarından başlanıyor. Ben, “Batıni-Kur’an” kitabında ve makalelerimde çok sayıda kesin olgularla, bütün dünya edebiyatının Türk beglerinden başlamasını ispat etmişim. Bu yüzden de burada ek delillere ihtiyaç görmüyorum.
           Sonunda şunu belirtmek isterim ki, bugün Türk adlandırdığımız millet, en eski kaynaklarda teurqlar, Eflatun’un ise Allahlar adlandırdığı Midiya mediumlarının neslidir. Eski kaynaklardaki Türkiye adı da Hazar çevresinde yaşayan Türk beglerinin gökteki ve yerdeki eline ait edilmelidir. Dünyanın bütün peygamberleri ve şahları işte Türk beglerinden olmuştur. “Rahman Allah’ın akıl almaz sırları”, “Ledün ilminin esasları”, “Tüm dinler birdir” ve b. makalelerimde de ben tüm dinlerin batıni anlamlarının bir olmasını ve türklerin Gökte yarattığı El ile ilgili olmasını teorik olarak ispatlamışım. Yazdıklarımın tam kanıtı ise, kaynaklarda Babil kulesi, Etemenanki tapınağı, Midiya ve Alamut kaleleri, Süleyman peygamberin Allah için diktiği Ev olarak kaydedilen dünyanın ilk tapınağının açılışı sırasında olacaktır. Orada bulunan Ahit sandığı, Levh-i Mahfuz ve Allah’ın diğer eşyalarının ortaya çıkması, beg-erenlerin eski dünyanın sahipleri olmasını tam ispat edecektir. Bu anıtın açılışı ise biraz zaman alacaktır.

Firudin Gilar Beg

среда, 18 июля 2012 г.

Şeyx Nazim Kıbrısi Həzrətlərinə açıq məktub



Hörmətli Şeyx Nazim Həzrətləri. Artıq bir neçə ildir ki, mən Sizin çıxışlarınızı diqqətlə izləyirəm. Sizin Hz. İsa və ya Hz. Mehdi haqqında dedikləriniz hamı kimi məni də çox maraqlandırır.
Mən, Quranın batini mənalarını bilən Azəri türk bəylərindənəm (bəg) və müəllifi olduğum “Batini-Quran” kitabında, məqalələrimdə Batin elminin tam izahını vermişəm. Hz. İsa da, mənbələrdə yəhudi adlandırılan Xəzər türk bəylərindən olduğu üçün mən də bu işdə maraqlı tərəf sayılıram.
Siz, Mehdinin gəlişinin 2012-də olacağını tam əminliklə bildirirsiniz və insanlara onu arayıb tapmağı tapşırırsınız. Mehdinin kimliyini və keyfiyyətini bildirmədən, onun İstanbuldan çıxacağını qeyd edirsiniz. Bu isə ona gətirib çıxarır ki, hər bir müsəlman özünü Mehdi obrazında görür.
Hörmətli Şeyx Nazim Həzrətləri. Sizə bildirmək istəyirəm ki, Rəhman Allah göydəki Dünyanı (Cənnəti) – Azərbaycanın Gilar Elində yaratmışdır və Axirətdə də bu Cənnətı Azəri türklərinin Gilar bəyinə verəcəyinə and icmişdir. Hz. İsa da Allahın batini sirlərini bilən Gilar bəyidir.

Hz. İsa və Hz. Mehdi haqqında məlum olmayan həqiqətlər

Mehdiyyət, axirət mövzusunu açmazdan əvvəl, bu axırın əvvəlini, Mehdinin - kimin yerinə keçməsini bilmək vacibdir. Çünki bunlar nəticədir və bu nəticənin səbəbi olmalıdır. Bu səbəb isə çox müdrikliklə rəmzləşdirilmişdir və bu rəmzlərin dili də Batin elmidir.
Batin (Ledün) elminə görə, bütün dinlər və ümumiyyətlə bütün inkişaf bir yerdən, qədim Misir abidələrində Geliopol, yəni Gel şəhəri adlanan şəhərdən başlamışdır. Məhz burada qədim Misirin ilk fironu Amon (pir Əman), sufizmin tərikə yolu ilə, sufilərin “Hu” adlandırdığı ilkin materiyanın qanunlarını tam dərk etmiş, sufi silsilənin bəqa səviyyəsinə qalxaraq, ilkin materiya ilə vəhdət səviyyəsinə yüksəlmişdir. Qədim Misir mənbələrində firon Amonun, ilkin materiyanın qanunlarının dərk etməsi, ondan informasiya alması – “Allahla söhbət” adlandırılır və İslamda bu peyğəmbərimizin meracı kimi qeyd olunur.
İlkin materiyanın qanunlarını tam dərk edən pir Amon - bəqa, yəni bəglik səviyyəsində, ilkin materiyadan göydə Ra günəş diski yaratmış və Özü fiziki öldükdən sonra, onun ruhu göyə qalxaraq Ra günəşi ilə birləşmişdir. Sufilərin Xulul adlandırdıqları bu birləşmə - “Allaha qovuşma”, “Allahla vəhdət” deməkdir. Sufizmdə və ən qədim dilçilikdə, Xulul/Hulul [XLL/HLL] rəmzləri – Allax/Allah [LLX/LLH] rəmzləri ilə eyni məna verir. Bu isə o deməkdir ki, qədim Misir yazılarında Ra-Amon adlandırılan Allah - İslamın Rəhman adlandırdığı tək Allahdır. Deməli, müsəlmanlar Allah deyəndə, bütün həyatın əsas səbəbkarı olan, sufilərin “Hu” adlandırdığı ilkin materiya və ondan Ra günəş diski yaradaraq, onunla birləşmiş firon Amonun ruhu nəzərdə tutulmalıdır. Sufilər bu birləşməni “Vəhdət əl Vücud” da adlandırırlar. Qədim mənbələrdə bu Allahyaratma hadisəsi teurqiya, pir Amon və onun köməkçiləri isə Allahyaradan teurqlar adlandırılır. Türk, Türkiyə sözləri də məhz “teurq” və “teurqiya” sözlərindən yaranmışdır. Bu isə o deməkdir ki, bütün qədim Misir Allahları – bəqa, yəni bəglik səviyyəsinə yüksəlmiş türklərdir.
Daha sonra Rəhman Allah və onun köməkçiləri olan teurqlar, yerdə “başı göylərə çatan” qala tikirlər və teurqiya vasitəsi ilə, qurban ruhlarından göydə bu qalanın obrazını yaradırlar. Qədim Misir mənbələrində yerdə yaradılmış bu tikili - Aşağa Misir, onun göydəki obrazı isə Yuxarı Misir adlandırılır. Tövratda, yerdəki bu qala - Kənan (Knun), onun göydə yaradılmış obrazı isə Alban (Lbnun) kimi qeyd olunur. Bu yaradılış - doqquz hissədən ibarət olan kamil bir kosmik Sistemdir və qədim Misir yazılarında bu Sistem ümumilikdə Atum Allahı adlandırılırdı. Digər mənbələrdə Adəm adlandırılan Atum Allahını, Mühiddin İbn Ərəbi, Əl Qəzali və s. kimi sufi dahiləri də Allah kimi qəbul edirlər. Çünki, Rəhman Allah Özü bu Sistemin düşünən və idarə edən hissəsidir. Deməli, “Allah” deyəndə - əvvəli və sonu olmayan, doğmayan, doğulmayan İlkin materiya və bu ilkin materiyadan yaranmış Sistem, yəni Adəm təsəvvür olunmalıdır. Bu isə o deməkdir ki, Rəhman Allah dünyanı məhz bu Sistem, yəni Adəm vasitəsi ilə idarə edir. Cənnət də bu doqquzluq Sisteminin bir hissəsidir. Bu Sistem təxminən 5500 il bundan əvvəl Azərbaycan ərazisində yaradılmışdır və mənbələrdə Misir Allahlarının vətəni də İran dağlarının Azərbaycan olan hissəsi hesab edilir. Xulul [XLL] rəmzinin sufizmdə Gel-Eli [GL-L] kimi də oxunuşu onu göstərir ki, Rəhman Allahın yaratdığı Sistem – qədim Azərbaycanın Gel adlanan şəhərində yaranmışdır.
Adəmi yaratdıqdan və Ərşə hakim olduqdan sonra Rəhman Allah, Özünə qulluq üçün Adəmin obrazı və bənzəri olan müqəddəslər nəslini, yəni bizim bu gün pir, seyid, bəg, şıx, maxtum və s. adlandırdığımız seçilmişlər nəslini yaradır. Seyid və digər müqəddəslərin arzu və istəklərinin həyata keçməsi, möcüzələr göstərmə xüsusiyyətləri də, onların Adəmin obrazı ilə yaradıldması ilə bağlıdır. Sufizmdə Adəm - makrokosmos, müqəddəslər nəsli isə mikrokosmos kimi də səciyyələndirilir. Adi insanları isə bu seçilmişlər nəsli öz əlləri ilə yaratmışlar.
Bütün bunlar onu bildirir ki, Din deyəndə Rəhman Allahın yaratdığı Atum Sistemi təsəvvür olunmalıdır. Allahın qoyduğu qanunlara itaət edən insan öləndə, onun ruhu, Allahın yaratdığı bu cənnətə düşür və orada ikinci həyata başlayır. Qədim Misir yazılarına görə, bədəndən çıxan ruh - Ba adlanır və göyə qalxdıqda o Benu quşuna çevrilib, göydəki Elə (Vilayətə) daxil olur. Qədim mənbələrdə Benu quşlarının göydəki Eli – “El-Benu” adlanır və biz bu rəmzi Alban, Albaniya kimi tanıyırıq. Sufizmdə El-Benu/Alban [L-BN] rəmzi Nəbi-Eli [NB-L] kimi də oxunur ki, bu da “Peyğəmbərlər Eli” mənasıdadır və s.
Deməli, qədim mənbələrdə - “Allah Dünyanı yaratdı” dedikdə, yaşadığımız fiziki dünya yox, Rəhman Allahın göydə yaratdığı bu Doqquzluq Sistem (Doqquz Oğuz) başa düşülməlidir. Tövratda da Allahın altı günə yaratdığı dünya məhz Rəhman Allahın yaratdığı bu Sistem mənasıdadır. Fəzlullah Astarabadinin “Cavidannamə”sinə görə, Kəbə, Darüs-Səlam və Beytül-Muqəddəs - Adəmin bədənindədir. Məhəmməd peyğəmbər isə, Tövratda altı günə yaradılan”Dünya”dır və o axirətdə yenidən yaranacaqdır. Digər sufi Əl Qəzali də bu Kamil İnsanı - Məhəmməd peyğəmbər kimi təsvir edir və Kosmik qüvvə sayır.
Biz aydınlaşdırdıq ki, “Dünyanın sonu” dedikdə, söhbət yaşadığımız fiziki dünyadan deyil, Rəhman Allahının göydə yaratdığı və qədim Misir mənbələrində Atum adlanan Sistemdən gedir. Tövrata görə, ilk yaradılmış Sistem  5514 il mövcud olacaq və bu müddət bitdikdən sonra, göydə yeni bir Sistem, yəni yeni Adəm yaranacaq ki, onun ömrü də 2246 il olacaqdır. Ümumilikdə, Rəhman və Rəhim Allahın Sistemlərinin 7760 il ömür sürməsi əvvəlcədən müəyyənləşdirilmişdir.
Qədim Misir mənbələrinə görə, yeni yaranacaq Atum Allahı da ilk yaradılmış Allahın yerində, yəni Gel elində (Geliopolda) zühur etməlidir. Tövrata görə, Allah bu yeni yaranacaq Sistemi, yəni Kənan (Knun) və Alban (Lbnun) torpaqlarını - İbrahim, Yaqub və onların törəmələrinə verəcəyinə and içmişdir. Mühiddin İbn Ərəbi də, El adlandırdığı bu İslam Dininin, Allah tərəfindən İbrahim və Yaqub oğullarına vəsiyyət edilməsini bildirir. Xristian mənbələrində isə, Yuxarı və Aşağı Misir (Yuxarı və Aşağı Geliopol) mənasında olan Kənan və Alban torpaqlarının Gelar nəslindən kiməsə verilməsi qeyd olunur. Bu isə o deməkdir ki, qədim Misirin Atum adlanan kosmik Sistemi məhz Azərbaycanın Gelar elində yaradılmışdır. Axirətdə yeni yaranacaq Atum Sistemi də burada yaşayan seçilmişlərdən kiməsə, yəni Azəri türk bəylərindən bir nəfərə əbədi veriləcəkdir. Mən, “Qurandakı İsrail oğulları – Azəri türk bəyləridir” adlı məqaləmdə seçilmişlər nəsli olan əsl yəhidilərin – Azəri türk bəyləri olmasını elmi cəhətdən sübut etmişəm.
Batin elmində seçilmiş dedikdə “biliyinə görə seçilmişlər“ nəzərdə tutulur. İslamda biliyinə görə seçilmişlər - “Beyt əl-elm vəl-marifət vəl-hikmət”, yəni “elm, bilik və hikmət Evi”nin üzvü mənasındadır ki, bu Ev də Əl-Beytdir. Əgər nəzərə alsaq ki, biliyinə görə seçilmişlər dedikdə, Quranın gizli mənalarını bilən batinilər nəzərdə tutulur, razılaşarıq ki, Əl-Beyt elə qədim Misir kahinlərinin və nizarilərin Gel (Gelat/Qulat) elidir.
Yəhudi, xristian və islam mənbələrində məhz bu eldə yaşayan türk bəyləri, hər üç dinin müqəddəslər nəsli hesab edilir. Əgər yəhudi və xristianlarda bu Gel eli - Qalaat, Qaliley, Kolyada və s. yazılaraq İsa peyğəmbərin vətəni hesab olunursa, islamda bu Gel eli - Gelat (Qulat) kimi də yazılaraq, imam Əlinin batini-nizarilərinin eli hesab olunur. Qədim Misir mənbələrində Şu Allahı kimi qeyd olunan və “Allahın Ruhu” mənasını verən xristianların İsa rəmzi - yəhudilərdə Yeşua, müsəlmanlarda isə Şiə kimi qalmışdır. Bu isə o deməkdir ki, qədim Misir mənbələrində Mehdi obrazında gələcək Nuoziri Allahı - yəhudilərin Nazorey, xristianların Nazaretli və müsəlmanların Nizar adlandırdığı Şiə batinilərin Mehdisidir.
Digər mənbələrdə peyğəmbərlərin bu Gel [GL] eli - Gil [GL] və Kleyto [KL-T] kimi də yazılaraq Heraklın və dəniz Allahı Poseydonun Atlantida şahlarına aid edilir. Deməli, İsa peyğəmbərlərin nəsli eyni zamanda qədim dünyanın şahlarının nəslidir.
Qədim Misir mənbələrində Şu Allahı, Atum Allahı adlanan Sistemin başlanğıc və əsas hissəsidir ki, onun gəlişi ilə bütün yaranış Sistemi işə düşür. Əgər nəzərə alsaq ki, sufizmdə və qədim dilçilikdə Mehdi [M(H)D] rəmzi ilə Adəm [DM] rəmzi eyni mənalı rəmzlərdir, razılaşarıq ki, Mehdinin gəlişi, İsa peyğəmbərin, yəni Şiə imamının gəlişindən sonra olmalıdır. Bu zaman göydə yeni Atum Sistemi yaranacaq ki, bundan sonrakı zamanın sahibi məhz bu Adəm və onu idarə edən İsa olacaqdır.
Mühiddin İbn Ərəbi, imam Əlinin əvəzinə Hz. İsanı – “mütləq vilayətin möhürü” adlandırır və bununla da, imamlığın və xristianlığın funksiyalarının üst-üstə düşdüyünü bildirir. İbn Ərəbi, “Varis” dedikdə İsanı və onun obrazlarını nəzərdə tutur. Qurana görə, Allah Adəmdən sonra yalnız İsa peyğəmbəri “Ol!” əmri ilə yaratmışdır. Əgər nəzərə alsaq ki, Əli [L] rəmzi göydə yaradılacaq El (Vilayət), İsa isə Ruh mənasındadır, razılaşarıq ki, göydəki El [L] adlanan Atum Sistemi, ora düşən Ruhdan sonra canlanacaqdır. Albaniyanın da mənbələrdə Alu [L] adlandırılması və onun Gelar bəylərindən kiməsə verilməsi, Yuxarı Misirin taxt-tacının əvvəlcədən, batini sirləri bilən türk bəyinə verilməsi deməkdir.
Bütün bunlar onu deməyə əsas verir ki, gözlənilən Hz. İsa, yəni Allah Ruhu - mənbələrdə Gel, Gelat, indi isə Gelar adlanan məkanda yaşayan türk bəylərinin nümayəndəsində zühur edəcəkdir. Qədim mənbələrdə Gilar adı - “Ölüb-dirilən Allah”ın (Osiris, Attis, Adonis, Tammuz, Kibela və s.) bayramına deyilirdi. Hz. İsanın da “Ölüb-dirilən Allah” obrazında olmasını nəzərə alsaq, razılaşarıq ki, “Ölüb-dirilən Allah” dedikdə qədim Misirdə Atum adlanan Sistemin axirətdə yox olması və onun yerinə yeni Atum Sisteminin yaranması nəzərdə tutulmalıdır.  
Hörmətli, Şeyx Nazim Həzrətləri. Mən bütün bunları ona görə yazdım ki, Siz, Hz. İsa haqqında batinilərin fikirlərini biləsiniz və yanlış fikirlər söyləməyəsiniz. Sizin kimi şərəfli həyat yolu keçmiş bir insanın, ömrünün müdriklik çağında səhv etməsi, onun bütün həyatına kölgə sala bilər.
Bütün bunlar haqqında daha dəqiq məlumatlar və təkzibolunmaz faktlar, müəllifi olduğum “Batini-Quran” kitabım və məqalələrimdə verilmişdir.

                                                                             Firudin Gilar Bəg



вторник, 17 июля 2012 г.

Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri'ne açık mektup (Türkce)


Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri'ne açık mektup

Sayın Şeyh Nazım Hazretleri. Artık birkaç yıldır, ben Sizin konuşmalarınızı dikkatle izliyorum. Sizin Hz. İsa veya Hz. Mehdi hakkında söyledikleriniz herkes gibi beni de çok ilgilendiriyor.
Ben, Kur'an'ın batıni anlamlarını bilen Azeri Türk beylerindenim (beg) ve yazarı olduğum "Batıni-Kur'an" kitabında, makalelerimde Bâtın ilminin tam izahını verdim. Hz. İsa da, kaynaklarda Yahudi adlandırılan Hazar Türk beylerinden olduğu için, ben de bu konuyla yakından ilgileniyorum.
Siz, Mehdi'nin gelişinin 2012'de olacağını tam eminlikle bildiriyorsunuz ve insanlara onu arayıp bulmayı emrediyorsunuz. Mehdi'nin kimliğini bildirmeden, onun İstanbul'dan çıkacağını kaydediyorsunuz. Bu ise ona yol açıyor ki, her Müslüman kendisini Mehdi karakterinde görüyor.
Sayın Şeyh Nazım Hazretleri. Size bildirmek isterim ki, Rahman Allah gökteki Dünyayı (Cenneti) - Azerbaycan'ın Gilar Elinde yaratmıştır ve ahirette de bu Cenneti Azeri Türklerinin Gilar Beyine vereceğine yemin etmiştir. Hz. İsa da Allah'ın bâtınî sırlarını bilen Gilar beyidir.

Hz. İsa - Azeri Türklerinin Gilar Beyidir

  Mehdiyet ve ahiret konularını açmadan önce, bu ahirin öncesini, Mehdi'nin - kimin yerine geçmesini bilmek önemlidir. Çünkü bunlar sonuçtur ve bu sonucun sebebi olmalıdır. Bu sebep ise çok bilgelikle sembolleşdirilmişdir ve bu sembollerin dili de Bâtın bilimidir.
Batın (Ledün) ilmine göre, bütün dinler ve genellikle tüm gelişmeler bir yerden, eski Mısır yazıtlarında Geliopol, yani Gel şehri denilen şehirden başlamıştır. İşte burada Mısır'ın ilk firavunu Amon (pir Eman), sufizmin tarika yoluyla, sufilerin "Hu" adlandırdığı ana maddenin ilkelerini tam olarak idrak etmiş, sufi silsilenin bekâ seviyesine kalkarak, ana madde ile vahdet seviyesine yükselmiştir. Eski Mısır kaynaklarında firavun Amon'un, ana maddenin kanunlarının kavraması, ondan bilgi alması - "Allah'la sohbet" adlandırılıyor ve İslam'da bu, peygamberimizin mirâcı gibi kaydediliyor.
Ana maddenin ilkelerini tam olarak idrak eden pir Amon - bekâ, yani beglik düzeyinde, ana maddeden gökte Ra güneş diski yaratmış ve Kendisi fiziksel öldükten sonra, onun ruhu göğe kalkarak Ra güneşi ile birleşmiştir. Sufilerin “Hulûl” adlandırdıkları bu birleşme - "Allah'a kavuşma", "Allah'la vahdet" demektir. Sufizmde ve en eski dilçilikde, Hulûl [HLL] sembolü - Allah [LLH] sembolü ile aynı anlama geliyor. Bu ise, eski Mısır yazılarında Ra-Amon (Ra-Eman) adlandırılan Allahın - İslam'ın Rahman adlandırdığı tek Allah olması demektir. Demek ki, Müslümanlar Allah deyince - tüm hayatın temel müsebbibi olan, sufilerin "Hu" adlandırdığı ana madde ve ondan Ra güneş diski yaratarak, onunla birleşmiş firavun Amon'un ruhu tasavvur edilmelidir. Sufiler bu birleşmeyi "Vahdet el Vücud" da adlandırıyorlar. Eski kaynaklarda bu Allahyaratma olayı - teurqiya, pir Amon ve yardımcıları ise Allahyaradan teurqlar adlandırılıyorlar. Türk, Türkiye sözleri de işte "teurq" ve "teurqiya" sözlerinden oluşmuştur. Bu ise o demektir ki, tüm eski Mısır Tanrıları - bekâ, yani beglik (Bey) seviyesine yükselmiş türklerdir.
Daha sonra Rahman Allah ve onun yardımcıları olan teurqlar, yerde "başı göklere ulaşan" kale dikiyorlar ve teurqiya vasıtasıyla, kurban ruhlarından gökte bu kalenin karakterini yaratıyorlar. Eski Mısır kaynaklarında, yerde yaratılmış bu yapı - Aşağı Mısır, onun gökteki karakteri ise Yukarı Mısır adlandırılıyor. Tevrat'ta, yerdeki bu kale - Kenan (Knun), onun gökte yaratılmış karakteri ise Alban (Lbnun) gibi kaydediliyor. Bu yaratılış - dokuz bölümden oluşan tam bir kozmik sistemdir ve eski Mısır yazılarında bu Sistem toplam Atum Tanrısı adlandırılıyordu. Diğer kaynaklarda Adem adlandırılan Atum Tanrısını, Muhiddin İbn Arabi, El Gazali ve b. sufi dahileri de Allah olarak kabul ediyorlar. Çünkü, Rahman Allah Kendisi bu Sistemin düşünen ve yöneten parçasıdır. Demek ki, "Allah" derken – başlangıçı ve sonu olmayan ana madde ve bu ana maddeden oluşmuş Sistem, yani Adem tasavvur edilmelidir. Bu ise o demek oluyor ki, Rahman Allah dünyayı bu Sistem, yani Adem ile yönetiyor. Cennet de bu Sistemi'nin bir parçasıdır. Bu Sistem yaklaşık 5500 yıl önce Azerbaycan topraklarında yaratılmıştır ve kaynaklarda Mısır Allahlarının vatanı de İran dağlarının Azerbaycan olan kısmındadır. Hulûl [HLL] sembolünün sufizmde Gel-Eli [GL-L] gibi de okunuşu gösteriyor ki, Rahman Allah'ın yarattığı Sistem - eski Azerbaycan'ın Gel denilen şehrinde yaratılmıştır.
Adem'i yarattıktan ve Arş'a hakim olduktan sonra Rahman Allah, Kendisi'ne kulluk için Adem'in karakteri ve benzeri olan kutsallar soyunu, yani bizim bugün pir, seyyid, beg, şıh, mahtum ve b. adlandırdığımız seçilmişler neslini yaratıyor. Seyyid ve diğer kutsalların arzu ve isteklerinin gerçekleşmesi, mucizeler gösterme özellikleri de, onların Adem'in karakteri ile yaratılmasıyla ilgilidir. Sufizmde Adem - makrokosmos, kutsallar nesli ise mikrokosmos anlamında da gösteriliyor. Adi insanları ise bu seçilmişler nesli kendi elleriyle yaratmışlar.
Bütün bunlar bildiriyor ki, Din deyince Rahman Allah'ın yarattığı Atum Sistemi tasavvur edilmelidir. Allah'ın koyduğu yasalara itaat eden insan öldüğünde, onun ruhu, Allah'ın yarattığı bu cennete düşüyor ve orada ikinci hayata başlıyor. Eski Mısır yazılarına göre, bedenden çıkan ruha - Ba denir ve göğe kalktığında o Benu kuşuna dönüştürülüp, gökteki Ele (Vilayete) dahil oluyor. Eski kaynaklarda Benu kuşlarının gökyüzündeki Eli - "El-Benu" denir ve biz bu sembolü - Alban, Albaniya gibi tanıyoruz. Sufizmde El-Benu/Alban [L-BN] sembolü Nebi-Eli [NB-L] gibi de okunuyor ki, bu da "Peygamberler Eli" anlamındadır.
Demek ki, eski kaynaklarda - "Allah Dünyayı yarattı" deyince, yaşadığımız fiziksel dünya değil, Rahman Allah'ın gökte yarattığı bu Dokuzluk Sistem (Dokuz Oğuz) anlaşılmalıdır. Tevrat'ta da Allah'ın altı güne yarattığı “Dünya” - Rahman Allah'ın yarattığı bu Sistem anlamındadır. Fazlullah Astarabadinin "Cavidanname" eserine göre, Kabe, Darüs-Selam ve Beytü'l-Mukaddas - Adem'in vücudundadır. Muhammed peygamber ise, Tevrat'ta altı güne oluşturulan "Dünya"dır ve o ahirette yeniden oluşacakdır. Diğer sufi El Gazali de bu Kamil İnsanı - Muhammed peygamber olarak tasvir ediyor ve Uzay kuvvet sayıyor.
Biz gösterdik ki, "Dünyanın sonu" deyince, yaşadığımız fiziksel dünya değil, Rahman Allahının gökte yarattığı ve eski Mısır kaynaklarında Atum denilen Sistemden bahs ediliyor. Tevrat'a göre, ilk yaratılmış Sistem 5514 yıl mevcut olacak ve bu süre bittikten sonra, gökte yeni bir Sistem, yani yeni Adem oluşacak ki, onun ömrü de 2246 yıl olacaktır. Genellikle, Rahman ve Rahim Allah'ın Sistemlerinin 7760 yıl ömür sürmesi önceden belirlenmiştir.
Eski Mısır kaynaklarına göre, yeni oluşacak Atum Tanrısı da ilk yaratılmış Tanrının yerinde, yani Gel ilinde (Geliopolda) zuhur etmelidir. Tevrat'a göre, Allah yeni oluşacak bu Sistemi, yani Kenan (Knun) ve Albaniya (Lbnun) topraklarını - İbrahim, Yakup ve onların üremelerine vereceğine yemin etmiştir. Muhiddin İbn Arabi, El adlandırdığı bu İslam Dininin, Allah tarafından İbrahim ve Yakup oğullarına vasiyet edilmesini bildiriyor. Hıristiyan kaynaklarında ise, Yukarı ve Aşağı Mısır (Yukarı ve Aşağı Geliopol) anlamında olan Kenan ve Alban topraklarının, Gelar soyundan kimseye verilmesi kaydediliyor. Bu ise o demek oluyor ki, eski Mısır'ın Atum denilen kozmik Sistemi Azerbaycan'ın Gelar (Ra güneşinin Gel Eli) ilinde yaratılmıştır. Ahirette yeni oluşacak Atum Sistemi de burada yaşayan seçilmişlerden kimseye, yani Azeri Türk beylerinden bir kişiye ebedi verilecektir. Ben, "Kur'an'daki İsrailoğulları - Azeri Türk beyleridir" adlı makalemde, seçilmişler nesli olan asıl yahudilerin - Azeri Türk beyleri olmasını bilimsel olarak ispat ettim.
Batın ilminde seçilmiş deyince - "ilmine göre seçilmişler" öngörülüyor. İslam'da, ilmine göre seçilmişler - "Beyt el-ilm ve'l-marifet ve'l-hikmet", yani "bilim, bilgi ve hikmet Evi"nin üyesi anlamındadır ki, bu Ev de El-Beyttir. Eğer ilmine göre seçilmişler deyince, Kuran'ın gizli anlamlarını bilen bâtınilerin kastedildiğini dikkate alırsak, kabul ederiz ki, El-Beyt öyle eski Mısır kâhinlerinin ve nizarilerin Gel (Gelat/Qulat) Elidir.
Yahudi, Hıristiyan ve İslam kaynaklarında, bu ilde yaşayan Türk beyleri, her üç dinin kutsallar nesli sayılıyor. Eğer Yahudi ve Hıristiyanlarda bu Gel eli – Galile, Qalaat, Kolyada ve b. gibi yazılarak İsa peygamberin vatanı hesap ediliyorsa, İslamda bu Gel eli - Gelat (Qulat) gibi de yazılarak, Hz. Ali'nin bâtınî-nizarilerinin eli sayılıyor. Eski Mısır kaynaklarında Şu Allah'ı olarak kaydedilen ve "Allah'ın Ruhu" anlamına gelen Hıristiyanların İsa sembolü - Yahudilerde Yeşu, Müslümanlarda ise Şii olarak kalmıştır. Bu ise o demek oluyor ki, eski Mısır kaynaklarında Mehdi karakterinde gelecek Nuoziri Allah'ı - Yahudilerin Nazorey, Hıristiyanların Nasıralı (Nazaret) ve Müslümanların Nizar adlandırdığı Şii batinilerin Mehdisi'dir.
Diğer kaynaklarda peygamberlerin bu Gel [GL] eli - Gil [GL] ve Kleyto [KL-T] gibi de yazılarak Heraklius'un ve deniz Allah'ı Poseydonun Atlantis şahlarına uygulanıyor. Demek ki, İsa peygamberlerin nesli aynı zamanda eski dünyanın şahlarının neslidir.
Eski Mısır kaynaklarında Şu Allah'ı, Atum Tanrısı denilen Sistemin başlangıç ​​ve temel parçasıdır ki, onun gelişi ile tüm yaratılış Sistemi çalışmaya başlıyor. Eğer dikkate alırsak ki, sufizmde ve eski dilçilikde Mehdi [M(H)D] sembolü ile Adem [DM] sembolü eş anlamlı sembollerdir, kabul ederiz ki, Mehdi'nin gelişi - İsa peygamberin, yani Şii imamının gelişinden sonra olmalıdır. Bu zaman gökte yeni Atum Sistemi oluşacak ki, bundan sonraki zamanın sahibi, işte bu Adem ve onu yöneten İsa olacaktır.
Muhiddin İbn Arabi, Hz. Ali'nin yerine Hz. İsa'yı - "mutlak vilayetin mührü" adlandırıyor ve bununla da, İmamlık ve Hıristiyanlığın fonksiyonlarının örtüştüğünü bildiriyor. İbn Arabî, "Varis" deyince İsa'yı ve onun karakterlerini öngörüyor. Kuran'a göre, Allah Adem'den sonra sadece İsa peygamberi "Ol" emriyle yaratmıştır. Eğer dikkate alırsak, Ali [L] sembolü gökte oluşturulacak El (Vilayet), İsa ise Ruh anlamındadır, kabul ederiz ki, gökteki El [L] denilen Atum Sistemi, oraya düşen Ruh'tan sonra canlanacak. Albaniyanın da kaynaklarda Alû [L] adlandırılması ve Gelar beylerinden kimseye verilmesi, Yukarı Mısır'ın taht-taci'nin (Cennetin) önceden, bâtınî sırları bilen Türk beyine verilmesi demektir.
Tüm bunlardan çıkan sonuça göre, beklenen Hz. İsa, yani Allah Ruhu - kaynaklarda Gel, Gelat, şimdi ise Gelar denilen mekanda yaşayan Türk beylerinin temsilcisinde zuhur edecektir.  Eski kaynaklarda Gilar adı - "Ölüp-dirilen Allah"ın (Osiris, Attis, Adonis, Tammuz, Kibela vb.) bayramına deyiliyordu. Hz. İsa'nın da "Ölüp-dirilen Allah" karakterine olmasını dikkate alırsak, kabul ederiz ki, "Ölüp-dirilen Allah" deyince, eski Mısır'da Atum denilen Sistemin ahirette yok olması ve onun yerine ikinci Atum Sistemi'nin kurulması tasavvur edilmelidir.
Sayın, Şeyh Nazım Hazretleri. Ben bütün bunları onun için yazdım ki, Siz, Hz. İsa hakkında batınilerin görüşlerini bilesiniz ve yanlış sözler söylemeyesiniz. Sizin gibi onurlu yaşam yolu geçmiş bir insanın, ömrünün bilgelik çağında yanlış yapması, onun tüm hayatına gölge düşürebilir.
Bütün bunlar hakkında daha net bilgiler ve kesin olgular, yazarı olduğum "Batıni-Kur'an" kitabı ve makalelerimde verilmiştir.
Makale Azerice'den Türkçe'ye Google aracılığıyla tercüme edilmiştir.


Firudin Gilar Beg